Gazetelerde Yarışmalar

*** 5 Kanunsani 1931 tarihli VAKİT Gazetesi
VAKİT GAZETESİ’NE ELEŞTİRİ YAĞMIŞTI
“GÜZEL BACAK KRALİÇESİ NASIL SEÇİLDİ”
AMERİKALILARIN BELİRLEDİĞİ ÖLÇÜLER ESAS ALINDI
“BACAĞINA GÜVENENLER YARIŞMAYA BUYURUN”
Ertan ÜNAL
2 Ekim 2011
 

Vakit Gazetesi, 1931 yılının Ocak ayında okur sayısını arttırmak amacıyla ilginç bir yarışma düzenlemişti. ‘İstanbul’un güzel bacak kraliçesini’ seçmek amacıyla düzenlenen bu yarışma 18’lik genç kızdan, 65’lik nineye kadar bacağına güvenen ve güzel bulan her hanım katılabilirdi. Ancak yarışma tutucu çevrelerde fırtınalar yarattı. Vakit ve Yılmaz Gazeteleri arasındaki yazı düellosuna Cumhuriyet de kıyısından katıldı, Son Posta da üsteledi. Ama Vakit kendini ‘Kahramanca savunarak’ yolundan dönmedi ve yarışma yapıldı.

TAKVİMLER, 1 Ocak 1931 gününü gösterirken, dönemin büyük gazetelerinden Vakit, okurlarına yeni yılın ilk yarışmasını açıklıyor ve kadınları katılmaya davet ediyordu. Halk gazetesi olduğunu her fırsatta vurgulayan ve okurlarla sürekli sıcak diyalog kurmaya çalışan gazete, daha önce de özellikle kadınları ilgilendiren çeşitli yarışmalar düzenlemiş, son olarak da ‘Daktilo ile resim yapma’ yarışması buna eklenmişti.

Katibe (daktilo) hanımların büyük ilgi gösterdiği bu yarışmada kazananların yaptıkları resimler yayınlanırken, Vakit başka bir yarışmanın anonsunu yapıyordu ve bu, daha öncekilerden çok değişik, çok farklıydı. O sabah, bir gece öncesi kutlamaların verdiği yorgunluk içinde ve yarı mahmur bir halde Vakit Gazetesini okumaya başlayan İstanbullular, birinci sayfada dikkat çekmek için kırmızı renkte basılmış haber başlığını görünce önce şaşırdılar, daha sonra ilgiyle okudular.

Vakit, okurlarına soruyordu: “İstanbul’un en güzel bacaklı hanımı kimdir?” Kadınların toplumsal hayatta daha geniş yer almaları için çaba harcayan Vakit Gazetesi, kibar ve afif hanımların çekinmeden bu yarışmaya katılabileceklerini, bu yüzden kendilerine en ufak bir zarar gelmeyeceğini belirtiyor, teminat (güvence) veriyordu.

NASIL SEÇİLECEK?

Bu ilginç yarışmanın haberini okuyanların zihinlerinde beliren sorular birbirini izledi. Yarışmada, en güzel bacak nasıl ve kimler tarafından seçilecekti. Memlekette ‘Bacak uzmanı’ yoktu ki… Üstelik herkesin zevki başkaydı. Kimi ince, sütun gibi bacakları beğenirdi, kimileri de o zamanki beğeni ölçüleri içinde yer alan hafif tombul bacakları… Bu durumda her şey seçecek kişilerin görüşüne bırakılırsa yarışmada kayırma da olabilirdi.

Ancak gazete haberi tüm bu soruların cevabını da veriyordu. Habere göre güzellik ve bu arada güzel bacak yarışmaları da düzenlemeye pek meraklı olan Amerikalılar düşünmüş, taşınmış, ideal bacak ölçülerini yoğun bir çalışma sonucu saptamışlardı. İşte, yarışmada bu kriterler esas alınacaktı.

Lafı fazla uzatmadan şimdi Vakit’in bu konudaki haberini birlikte okuyalım:

“Amerikalıların keşfettikleri bir esas dahilinde yapılacak olan bu müsabakada mahremiyet (Gizlilik) ve nezahate (ahlaki kurallara) azami itina (özen) gösterilecektir. Çok düşünülerek hazırlanan bu müsabaka kibar ve afif hanımların hiç çekinmeden iştirak edebileceği bir mevzu halindedir. Şehrimizin en güzel bacaklı hanımı kimdir? İşte size bir sual ki bunu evvela her şeyde olduğu gibi Amerikalılar düşündüler. Kendi memleketlerinin en güzel bacaklı hanımını seçmek istediler. Fakat nasıl seçeceklerdi? Bunu yapabilmek için evvela en güzel bacağın ne demek olduğunu, bilmek, öğrenmek lazımdı. Lakırdı (sözle) değil, tesir altında kalarak değil daha ziyade sabit riyazi (Matematiksel) bir esasa istinat eden (dayanan) ve görünüş itibariyle de çok güzel duran bir bacak intihap etmek (seçmek) lazım geliyordu.”

 

TERZİ METRESİYLE ÖLÇÜLECEK

Amerikalıların ölçümlerinde bacak çeşitli bölümleriyle tek tek incelenmişti. Ölçülen bölümler bacak bileğinin kalınlığı, baldır kalınlığı, diz kapağı kalınlığı, bacağın kalınlığı, bacak bileğindeki kemikten (aşık kemiği) dize kadar, dizden bacağın belde nihayetlenen kemiğe kadar olan kısmı olarak sıralanmış, hepsi santim santim belirlenmişti.

Yarışmaya katılmak son derece kolaydı. Öncelikle yaş sınırlaması yoktu. 18’lik kızdan, 65’lik nineye kadar bacağına güvenen, hemcinslerine ’Hodri Meydan’ diyen her hanım katılabilirdi.

Kadınlar bacak fotoğraflarını isterlerse oturdukları semtlerdeki fotoğrafçılara, isterlerse Tünelbaşı’ndaki ünlü fotoğrafçı Süreyya’nın bu işle görevlendirdiği bir hanıma çektirip, bir terzi metresiyle ölçülerini de belirledikten sonra Vakit Gazetesi idarehanesine göndereceklerdi. Fotoğrafların çoraplı ya da çorapsız çekilmesi önemli değildi. Ancak Vakit’in değerli kadın okurlarından küçük bir ricası vardı: Etekler, diz kapağının en az dört beş parmak yukarısında olacaktı. Yarışmacılar, soyadlarını ve adreslerini bildirmeyecek, hatta isterlerse fotoğrafları rumuzla da yayınlanabilecekti.

 

‘İLK ELEMEYİ OKURLAR YAPACAK’

Gönderilen fotoğraflar, gazetede küçük bir kuponla birlikte yayınlanacak, okurlar beğendikleri ‘Bacak’ kuponunu kesip gazeteye göndereceklerdi. Böylece ilk elemeyi Vakit okurları yapacak, finale kalanlar bir jüri önüne çıkacaklardı. Yarışmanın ödülleri ise son derece mütevaziydi.

Gazeteyi yaşatabilmek için son derece tutumlu davranan patron Hakkı Tarık (Us) bey, ‘İstanbul’un güzel bacak kraliçesi’ için bir yıl süreyle her hafta bir ipek çorap ikincisi için de her üç ayda bir çift iskarpin (ayakkabı) ödülü koymuştu. Finale kalacak 25 yarışmacıya da milli piyangonun amorti ikramiyesi gibi ‘Teselli’ ödülü verilecekti. Buna göre finalistler kentin en büyük kürk ticarethanesi olan Beyko Müessesesinde, mantolarının kol ve yakalarını istedikleri cici kürklerle süsletebileceklerdi. Kraliçe için günümüzdeki gibi şaşaalı törenler düzenlenmeyecek, taç falan da takılmayacaktı. İstemezse fotoğrafı bile yayınlanmayacaktı.

Oylarıyla ilk elemeyi yapacak okurlar da unutulmamış, onlara da çam sakızı, çoban armağanı kabilinden küçük birer armağan verilmesi kararlaştırılmıştı. Ama bu armağanı alabilmek için yalnız oy verdiği kişinin değil, tüm adayların kuponlarını biriktirmesi şarttı. Bu da günümüzde medyada uygulanan ‘Kupon biriktirip hediye alma’ yöntemini ilk uygulayan gazetelerden birinin Vakit olduğunu ortaya koymaktadır.

 

‘BASINDA GÜZEL BACAK KAVGASI’

Yüzyıllarca kafes arkasında yaşamış olan kadınlar Cumhuriyetin ilanından sonra medeni haklarına çıkarılan yasayla (1926) kavuşmuş, ilk adımı belediye seçimlerinde atmış (1930), devletin çeşitli kademelerinde görev almaya başlamış, çağdaş Türkiye’nin çağdaş kadını olma yolunda önemli aşamalar yapmıştı. Geçmişe göre kadınlar sosyal hayatın içine iyice girmeye başlamışlardı. Bu nedenle Vakit Gazetesi, yarışmanın tepki doğurabileceğini pek sanmıyordu. Ama tam aksi oldu.

Yeni çıkan ve ‘Yılmaz’ adıyla yayınlanan gazete, Vakit’e ilk yaylım ateşini açıyor ve “Gazetelerden beklenen bu değildir! Güzel kadın bacaklarının teşhiri doğru mudur?” başlığıyla yayınladığı yazıda şu görüşe yer veriliyordu:

“Bacak müsabakası! En güzel bacaklı kadın kim? Ağırbaşlı bir gazetede böyle bir şey yapılabilir mi? Yapılması doğru mudur?” ‘Vakit’ refikimizin açtığı müsabaka için dün kendi kendimize yukarıdaki suali sormuş, ciddi sahifelerde bu kötü ve çirkin yoldan ilerlerse protesto etmek vazifemiz olduğunu ilave etmiştik. Memnuniyetle görüyoruz ki irfan ordumuzun alemdarları bu neşriyatımızı teyit etmektedirler (doğrulamaktadırlar). Dün bir muhabirimiz en yüksek irfan müessesemiz olan Darülfünun (Üniversite) müderrislerine (bugünkü anlamda öğretim üyesi, profesör) müracaat ederek bu bahis etrafındaki mütalealarını sormuştur.”

 

GAZETELERDE HER GÜN BACAK TEŞHİRİ VARDIR

Darülfünun (Üniversite) Emini (bugünkü anlamda rektör), gazetenin istediği cevabı vermemişti. Muammer Raşit bey, bu konustaki görüşünü şöyle dile getirmişti:

“Ben bu hususta söz söylemek selahiyetini haiz değilim. Esasen her gün gazetelerde bacak ve baldır teşhiri vardır. Binaenaleyh bu haddi zatında bir model ise bir mahzur görmüyorum.”

Edebiyat fakültesi reisi Köprülüzade Mehmet Fuat Bey (Fuat Köprülü) de şunları söylemişti:

“Bu gibi teşhirler, böyle müsabakalar terbiyei umumiye (genel ahlak) üzerinde çok fena tesir yapar.”

Diğer hocaların görüşleri ise basında şu şekilde yankı bulmuştu:

Yüksek Muallim Mektebi Müdürü Hamit Bey: “Sizin gazete sahifelerine koyacak daha birçok mühim meseleleriniz vardır. Vakit’in bu işini münasip görmüyorum.”

Coğrafya Müderrisi Sadi Bey: “Hususi mecmualarda ve ilavelerde yapılabilir. Fakat yevmi (gündelik) gazeteler için ciddi bir hareket sayılmaz.”

 

ALLAH ALLAH…

Tıbbı Adli Müderrisi Etem Akif Bey: “Bacak müsabakası mı? Allah Allah? Böyle bir müsabaka mı var? Bu nasıl şey? Bana bunu izah etsenize. Esasen gazetelerde biz bu gibi resimleri her gün görüyoruz. Bunun ahlaki cihetini salahiyettar zevattan (Yetkili kişilerden) sorunuz.”

Tarih müderrisi Ahmet Refik Bey: “Terbiye-i umumiye (Genel ahlak) üzerinde eyi (iyi) tesir yapmaz. Bunun kendimiz ve gözlerimiz için tatlı bir tesiri olabilir.”

Ruhiyat Müderrisi Şekip (Tunç) Bey: “Estetik bir gaye ile yapılan bu hareketlerde fenalık olmaz.”

Felsefe Müderrisi Orhan Sadettin Bey: “Gazetelerin büyük vazifeleri vardır. Efkar-ı Umumiyeyi (Kamuoyunu) böyle en münasebetsiz şeylerle işgal etmesi kat’iyyen doğru değildir.”

Yunanı Kadim müderrisi Fazıl Nazmi Bey: “Bizde seviye yükselmemiş olduğundan bu hal ihtimal suitesire uğrar. Tabii ahalimizin kısmı azamı (halkımızın büyük bölümü) bunu muahaza edecektir (Kınayacaktır).”

Tarih Müderrisi İsmail Hakkı Bey: “Bu mühimdir. Evvela tahkik etmek isterim. Bilahare (daha sonra) bu baptaki (konudaki) kanaatimi size söylerim.”

 

UKALALIĞA LÜZUM YOK

‘Güzel bacak’ üzerine başlayan tartışma, Vakit Gazetesi’nin karşı ateşiyle iyice alevlendi. Gazete, birinci sayfada ‘Ukalalığa lüzum yok’ başlığı altında yayınladığı yazıda, Yılmaz Gazetesini isim vermeden eleştirip, şöyle diyordu:

“Yeni çıkan bazı gazetelerin kari (okur) tutmak hevesi ile sağa, sola çatmaları uzun bir müddetten beri usul ve anane hükmüne girmiştir. Bu gazetede de kendi intişarını hemen ilk gün kutlayan Vakit’e böyle garip bir fıkra havale etmekle bu usule riayet etmiş (uymuş) oluyor. Fakat mürai (ikiyüzlü) bir ahlak hocası gibi, müteassıp bir derebeyi gibi göstermek emelinde ise boştur. Bu emeğe, bu gayrete acırız. Bizi de onu da tanırlar.”

Yılmaz Gazetesi anket yapar da Vakit durur mu? O da çeşitli sanat ve mesleklere mensup kişilerin görüşlerini alarak yayınlamaktan geri kalmamıştı. Dönemin tanınmış doktorlarından Besim Paşa, ‘Bacaklar mestur (örtülü, gizli) değildir’ diyerek başladığı konuşmasını şöyle sürdürüyordu:

“Sokakta bile bunları görüyorum. Binaenaleyh herkesin gördüğü bir şeyi kağıt üzerinde fotoğrafla göstermek edebe mugayir (ahlaka aykırı) bir şey olamaz. Zaten vücudun hüsnü anını (güzelliğini) göstermek için Avrupa’nın her tarafında böyle müsabakalar yapılır. Memleketimizde bunları kadınlar ve çocukların görmesi ve görülmesi meselesine gelince, şimdiki gazetelerimizde hemen her gün maalesef açık resimler buluyoruz. Onlar bacak resimlerini gölgede bırakır.”

Görüşü alınanlardan Hukuk Fakültesi müderrisi Cevdet Ferit Bey “Bu tür bir yarışmanın ahlakı bozmasının söz konusu edilemeyeceğini” vurgulayarak şunları söylüyordu:

“Hem rica ederim. Yazın sahillerde banyo yapan kadınların resimlerini görüyoruz. Arada ne fark var? Bahusus ki müsabakada gazete sütunlarında görülecek şey resimdir. Çıplak bacakların böyle sahillerde filan görülmesi ayıp sayılmayınca neden resimleri öyle sayılsın? Menfi bir telakki (Olumsuz bir görüş). Benim hatırıma bile gelmez.”

Ünlü doktor Hulusi Behçet Bey de kısa açıklamasında “Bu müsabakalar medeni her şehirde yapılabilir. Hatta kalabalık bir heyet önünde aleni olarak icra edilir. Ayıp bir şey olamaz.” diyordu.

Gazete, yarışma ile ilgili olarak yasal yönden de bir uzmanın görüş belirtmesini uygun görmüş, dönemin tanınmış hukukçularından ve Sanayi Birliği Genel Sekreteri Avukat Nazmi Nuri Bey’le konuşmuştu. Nazmi Nuri Bey de yarışmanın ahlaki yönden bir mahzuru olmadığını belirterek ‘Sadece Bedii bir şeydir’ dedikten sonra konuşmasını şöyle sürdürüyordu:

“Sokakta her gün birçok kadın bacağı görüyoruz. Eğer bacak gösterilmesi ayıp bir uzuvsa eteklerin topuktan yukarıya çıkmasına müsaade etmemek lazımdır. Böyle bir iddia da bence gülünç olur. Bacak, el, kol, dudak, göz gibi bir uzuvdur (organdır). Behemehal örtülmesi icap etmeyen bir uzuvdur. Bacağın resimdeki müstehcenlik bahsi… Çıplak veya çoraplı hiçbir bacak resmi müstehcen (açık saçık, ahlaka aykırı) addolunamaz. Benim fikrim budur.”

İstanbul Vali Muavini Fazlı Bey de konuya yasal açıdan bakmış ve “Bacak müsabakası yapılması kanuna mugayir (aykırı) değildir. Bunda mugayir edep (Ahlaka aykırı) haya diye bir şey yoktur. Öyle bir şey olsa müddei umumilik (Savcılık) takibat yapardı” demişti.

 

ANTON BALTAZAR’IN JÜRİSİ VE ELEŞTİRİLER

Vakit Gazetesi’nin ‘Ağır toplarından’ yazar Sadri Ertem, Darülfünun’daki müderrislerden bir bölümünün ankete verdiği olumsuz cevaplar üzerine ‘İşaretler’ isimli köşesinde zehir zemberek bir yazı yazarak onları eleştirmişti. Ertem yazısında şöyle diyordu:

“Bir gazetenin anketinde okuduk. Yıllardan beri susan bazı Darülfünun hocaları çok şükür ağızlarını açabildiler. Ve sütun sütun laflar söylediler. Herkesin gönlünde bir aslan yatar. Tabii bizim profesör efendilerimizin gönlünde de bir ilim ve fazilet aslanı! Bizim tertip ettiğimiz bedii (estetik) bir müsabaka dolayısıyla kimi evet demiş, kimi hayır… Kimi ah ahlak demiş, dizini dövmüş, kimi ah ilim neredesin demiş ah ve vah etmiş! Ben profesör efendilerinin kanaatlerine karışmak istemem. Adamcağızlar kırk yılda bir kere fikirlerini söylediler. Ona da ben mi musallat olayım? Bu kadar senedir memlekette nice nice işler oldu. Gazeteler kendilerine nice nice ilmi meseleler sordu. Hemen pek çoğu suya, sabuna dokunmamak için sükutun belagatinden, sükutun (sessizliğin) sinsi perdelerinden istifade ettiler. İçtimai (toplumsal) meseleler sorduk, sustular. Hatta o kadar ki birçokları talebelerine ders vermekten farig olup (vazgeçip) aydan aya Beyazıt Havuzu kenarında bir lamelif çevirmeyi maslahata (işe) daha muvafık buldular. Buna da bir şey söylemem… Yalnız, ilim, irfan, metot falan, filan diye bir sürü mefhumları binlik bir tespih çeker gibi mütemadiyen şakur şukur sayıp döken efendilerin bir hadise karşısındaki ulamaca (ulemaca) tavırları, cevap tarzları, bir meseleyi tetkik için karar verişleri, cehlin cürmü meşhut (cehaletin suçüstü) halinde enstantanesidir.”

 

 

 

GÜZEL BACAK FOTOĞRAFLARI YAYINLANIYOR

Yılmaz ve Vakit Gazeteleri arasında yazı düellosu sürüp giderken, Vakit yarışmaya gönderilen fotoğrafları yayınlamaya başlamıştı bile… Ince bacaklar, kalın bacaklar, tombulumsu bacaklar peş peşe sayfalarda yer alıyordu. Kimi hanımlar çoraplı, kimileri çorapsız, kimileri şortla, kimileri mayoyla çektirmişlerdi fotoğrafları… Genelde çoğu ayakta robot gibi durup poz vermeyi tercih etmişti, ama şuh poz verenler, bacak bacak üstüne atıp resim çektirenler de yok değildi.

Tek ortak noktaları hiçbirinde belden yukarısının görünmemesiydi. Doğal olarak bu merak konusu oluyordu. Bacakların sahibi güzelliğine hayran olunacak afet de olabilirdi, ya da sizi hayal kırıklığına uğratacak bir hanım da… Yarışmanın ilginç bir yanı da İstanbul’da yaşayan azınlıklara mensup bazı hanımların da fotoğraf ve ölçü göndermesiydi.

Vakit de katılımı bir an önce arttırmak için hanımları yazı ile uyarıyor, “Müsabakamız aylarca sürecek değildir bitmesine az bir zaman kaldı” başlığı ile duyuru üstüne duyuru yapıyordu. Aşırı tutucu çevreler “Ne günlere kaldık. Bunlar kıyamet alameti. Başımıza taş yağacak, taş” diye öfkeyle burunlarından solurken, Yılmaz Gazetesi de onların hissiyatına tercüman oluyordu. Nitekim bu yayınlar etkisini göstermiş olmalı ki, yarışmaya katılan hanımların sayısı 48’de kaldı. Buna mahalle ya da çevre baskısının, yarışmacı evliyse kocasının katılıma karşı çıkması, ‘elalem ne der’ endişesi büyük rol oynamıştı.

 

SEN DE Mİ BRÜTÜS!

Fotoğrafların yayını ve Yılmaz-Vakit Gazetelerinin düellosu sürerken birden yeni bir cephe açıldı. Kendisi de bu tür yarışmalar (Türkiye Güzeli gibi) düzenleyen ve bu yüzden eleştirilen Cumhuriyet Gazetesi de, bu tartışmaya katılmıştı. Ama yanlış anlaşılmasın. Cumhuriyet Gazetesi yarışmanın ahlaki olup olmadığı yönünde yayın yapmamıştı.

“Var kıyas et” köşesinde Vakit Gazetesi yazarının cevabi makalelerinde kullandığı bazı sözleri, (abuk sabuk laflar, dağarcıkları tamtakır, etek etek laflar savurarak maskeli müderris, bu jurnalci efendi vs gibi) eleştiriyor, “Bedii (estetik) olduğu iddia edilen bir müsabaka bu şekilde ‘ilmi konuşularak’ müdafaa edilir ve müderris (profesör) ve muallimlere (öğretmen) karşı bu cümleleri kullanan makale muharririnin de aynı zamanda bir muallim olduğu düşünülürse artık uzun söze ne hacet” deniliyordu.

Cumhuriyet Gazetesi’nin bu yayını, O’nunla aynı safta olan Vakit Gazetesi yöneticilerini kızdırmış, ‘Sen de mi Brütüs’ dedirtmiş, hemen cevabı yetiştirmişlerdi. Vakit’in birinci sayfasında yayınlanan ve ‘Cumhuriyet refikimize arkadaşlarımıza, dostumuza yerinde bir tavsiye’ başlığını taşıyan yazıda özetle şu görüşe yer veriliyordu:

“Refikimiz hadisenin cereyanını tetkik etmeden, daha evvel yazılmış olan yazıları okumadan, söylenmiş olan sözleri dinlemeden, sellemehüsselam kalemi eline almış ve ağzına geleni söylemiş! Filhakika (gerçekten) biz ilimden bahsettik. Fakat ilmi cevap almadık. Gördüğümüz mukabele bir sokak taarruzu oldu. Gazete adliyeye jurnal edilmek istendi, muharrir ehliyetsizlikle itham edildi, hususi ahvali (özel hayatı) karıştırılarak maariften ihtar aldığı hezeyanı bile savruldu bu meyanda bize tariz eden (sataşan) refikimizin güzellik müsabakasının çirkinliği de söylendi. Şu birkaç gün içinde birkaç müderris tarafından sarfedilen sözler hele ismini gizleyerek ortaya da yalan atanların dedikleri okunsaydı hiç böyle acayip ve gülünç bir neticeye varılmazdı. Refikimize tavsiyemiz şudur: Yazılanları tam oku da ondan sonra istediğin gibi var kıyas et!”

 

SON POSTA DA DEVREDE

Vakit Gazetesi, Yılmaz ve Cumhuriyet’e cevap yetiştirmeye çalışırken bu kez Son Posta Gazetesi de tartışmaya karıştı. Gazetenin ‘Sözün kısası’ köşesinde yayınlanan ve tüm yarışmalara eleştiri getiren “Müsabaka Müsabaka üstüne” başlıklı yazıda şöyle deniyordu:

“Gazeteler çoğalıyor. Rekabet arttı. Müsabaka müsabaka üstüne: Güzel ses, güzel vücut, güzel bacak sinema, daktilo müsabakaları. Gazeteler ‘Cinsi cazibe’den istifade etmek için, güzellik müsabakalarını kadın bacaklarına kadar teşmile (kapsamına almaya) koyuldular. Bu, oldukça büyük bir hamle. Gazeteler kadın vücudunun tatlı ve cazip taraflarını araştıra araştıra daha yeni müsabaka zeminleri bulabilirler. Kadının güzel yeri şüphesiz yalnız bacakları değildir. Yakında some gazetelerde güzel göğüs, güzel kalça, güzel diz kapağı, güzel bel, güzel kol, güzel dirsek, güzel ağız, güzel dil, güzel küçük dil, güzel ense müsabakası yapmayacakları temin edilemez. Kadın değil mi? Her yeri güzeldir. Bu uzuvlar bittikten sonra daha deruni (içten, içerideki) azanın (organın) müsabakasına başlanır. Güzel ciğer, güzel nefes borusu, güzel kalp ve güzel dalak müsabakası… Fakat, bütün bu müsabakaların umumi ve hakiki ismi nedir, bilir misiniz Gazeteler arası satış müsabakası’”

 

BÜYÜK GÜN GELİP ÇATIYOR

Vakit Gazetesi, aleyhteki tüm yayınlara rağmen yarışmayı iptal etmedi. Yarışmacı hanımların bacak fotoğraflarının yayınının sona ermesinden sonra ilk değerlendirmeyi yapacak Vakit karilerinden (okurlarından) 10 gün içinde tercihlerini bildirmelerini istedi. Gazete’nin ‘Binlerce kari (okur) katıldı’ şeklindeki abartılı açıklamasına karşılık, sadece 2776 kişi ‘Göz’le değerlendirme yaparak gazeteye ilettiler.

Okurlardan oluşan jüri, en fazla oyu B. Hanıma vermiş, B. Hanım ezici bir çoğunlukla tam 608 oy alarak birinci seçilmişti. İkinciliği 258 oyla Nurten hanım, üçüncülüğü ise 228 oyla Bülent hanım almıştı. 48 yarışmacıdan 23’ü hatırı sayılır oy alabilmiş, diğerleri ise elenmişlerdi.

Bacak güzeli seçiminin ikinci aşamasında pürüz çıktı. Gazete, birinci ve ikinciyi seçebilmek için 23 hanıma jüri önüne çıkıp çıkmayacaklarını sormuş, yarışmacılardan çoğu bu soruya olumsuz cevap vermişlerdi. Tıpkı Cumhuriyet Gazetesinin “Türkiye Bülbülü” adındaki ses yarışmasına katılan bazı adayların yaptığı gibi. Bu yarışma içinde 69 kadın başvurmuş, ancak sıra dönemin tanınmış kişilerinden oluşan Jüri önünde şarkı söylemeye gelince işler sarpa sarmıştı. 69 yarışmacıdan 37’si sahnede, bir paravan arkasında şarkı söyleyebileceklerini bildirmiş, gazete bu isteği kabul etmeyince yarışmadan çekilmişti.

Vakit Gazetesi de jüri karşısına çıkmaktansa çekilmeyi tercih eden hanımların fazla olması üzerine kendi bünyesinde üç kişilik bir ekip oluşturdu. Bu ekip, okurların tercihine bakmadan, sadece uluslararası bacak ölçülerini esas alarak yeniden bir değerlendirme yaptı ve dokuz aday seçti. Bunlar içinde okurların seçtiği üç kadın da vardı. Finalistlerin, Foto Süreyya’nın işyerinde, onun görevlendirdiği bir hanım tarafından yeniden ölçüleri belirlendi ve nihai değerlendirmeyi yapacak olan jüriye iletildi. İsimleri açıklanmayan jüri üyeleri, uluslararası ölçüleri dikkate alarak bu ölçülere en yakın iki hanımı seçti. Bu yarışmada üçüncü seçilmeyecekti.

Yarışmaya 34 numara ile katılan Nevzat Hanım ‘İstanbul Güzel Bacak kraliçesi seçilmiş’, ilginç bir tesadüf eseri, okurların da ikinci seçtikleri Nurten hanım, bir oy farkla kraliçeliği kaybederek “ikinci güzel” olmuştu. Okurların en fazla oy verdiği B. Hanım ise, bırakın kraliçeliği ilk üçe bile girememiş bulunuyordu. Kraliçe seçilen Nevzat hanım’ın bacakları da kusursuz değildi. Ama uluslararası ölçülere 4 bölümde uygunluk göstermiş, ikinci seçilen Nurten Hanımın puanı ise 3’te kalmıştı.

Ölçüleri, A-21, B-32, C-33, D-49, E-39, F-47 (şablona tabii) olan Nevzat Hanım, kendisini merak eden okurları için tam bir fotoğrafının yayınlanmasına da izin vermişti. Kimdi Nevzat Hanım, evli miydi, bekar mıydı? İş sahibi bir kadın mıydı, yoksa ev hanımı mıydı? Bacaklarının güzelliğini neye borçluydu? Bu seçimden sonra yaşamında bir değişiklik oldu mu? Bu soruların tümü cevapsız kaldı. Çünkü kendisiyle bu konuda bir söyleşi yapılmamıştı ya da yapılmasına izin vermemişti. O, gizemli bir kraliçe olarak kalacaktı.

1931 YILINDA ‘TÜRKİYE GÜZELİ’ SEÇİLMİŞTİ
 
NAŞİDE SAFFET HANIM’I AFFETMEDİLER!

Ankara’da, Maarif Vekaleti (Milli Eğitim Bakanlığı) yetkilileri gazetelerde yayınlanan bir haberi okuyunca önce şaşırdılar, daha sonra da üzülediler. Başkentten Büyükdere ilk mektebinde muallimlik (ilkokul öğretmenliği) yapan Naşide Saffet Hanım, Cumhuriyet Gazetesi’nin düzenlediği yarışmada ‘1931 yılı Türkiye Güzeli’ seçilmişti.

Nasıl olur da bir öğretmen böyle bir yarışmaya katılabilirdi? “Memleket çocuklarının tahsil ve terbiyeleri onların ellerine tevdi edilmişti (verilmiş, bırakılmış). Mevcut nizam ve talimatnamelere göre hareket etmeleri şarttı.” Bu görüşü savunan yetkililer, Naşide Saffet hakkında hemen soruşturma açılmasını istiyorlardı.

O günlerde, düzenlediği ‘Güzel bacak yarışması’ üzerine, bir yazı yayınladığı için Cumhuriyet Gazetesiyle arası açılan Vakit Gazetesi, konuya dört elle sarılmış, Ankara muhabirini Maarif Vekilinden (Milli Eğitim Bakanından) demeç almakla görevlendirmişti. Milli Eğitim Bakanı Esat Bey, muhabire yaptığı açıklamada olayı soruşturduğunu belirtmiş ‘Haber doğru ise Naşide Hanım’ın meslekten uzaklaştırılması pek tabiidir’ demişti. Muhabir haberin son bölümüne ‘Hususi müstahberatımıza (özel istihbaratımıza) nazaran’ diye başlayan bir cümle eklemiş: ‘Vekalet hadise doğru ise Naşide Hanım’ın derhal Vekalet emrine alınması lüzumunu İstanbul Maarif Eminliğine (Müdürlüğüne) telgrafla bildirmiştir’ demişti.

Dünya güzellik yarışmasına katılmak için Avrupa’ya gitmeye hazırlanan Naşide Saffet Hanım, bu gelişmeleri duyunca uluslararası bir yarışmada Türkiye temsilcisi olmanın verdiği gurur ve sevinci gölgelendi. Her ne kadar ‘Ben muallimlik (öğretmenlik) şeref ve haysiyetini ihlal edecek bir hareket yapmadım’ diyerek kendisini savunmaya çalıştıysa da bir yararı olmadı. Bakanlık Naşide Saffet Hanım’ı müstafi (görevden istifa etmiş) saydı.

Naşide Saffet hanım, artık okulda, etrafında dönüp, ‘öğretmenim’ diyerek eteğini çekip duran mini mini öğrencilerden ayrı kalacaktı. O’nun verdiği mutluluk ise en az Türkiye güzeli olmak ve Avrupa’da “En güzel göz kraliçesi” seçilmek kadar değerliydi…

DİŞ MACUNU BİLE DAĞITILMIŞTI
 
1930’LARDA GAZETELER ARASINDA PROMOSYON SAVAŞI

Gazeteler, Harf Devrimi’nin geçiş döneminde büyük ölçüde okur kaybetmişlerdi. Bazı gazeteler kapanmış, diğerleri ise devlet desteği ile ayakta durabilmişlerdi. Gazeteler kaybettikleri okurları yeniden kazanabilmek için özellikle 1930 yılında ve 1931 yılının ilk altı ayında yoğun bir çaba içine girdiler. Kolonya, kalem, diş macunu, terlik, dudak boyası (ruj) gibi maddi değeri az hediyelerle başlayan promosyonlar, daha sonra gittikçe değerlendi. Ucuzluk kuponu verilmesi, en küçük hediyesi 100 liradan başlayan eşya piyangoları, Altın çekilişleri birbirini izledi. Bu arada düzenlenen ‘Türkiye Güzeli’, ‘Ses Kraliçesi’, ‘Türkiye Bülbülü’ gibi yarışmalar da gazete okurlarının sayısının artmasına, kadınların sosyal hayata iyice girmelerini sağladı.

CUMHURİYET’in temel taşlarından biri olan Harf Devrimi dönemin gazete ve dergilerini güç durumda bırakmış, büyük ölçüde okur kaybetmişlerdi. Devletin yeni dizgi, baskı makineleri almaları için kredi açmasıyla ayakta durabilben gazeteler daha sonra, kaybettikleri okurları yeniden kazanabilmek için çeşitli promosyonlar ve yarışmalar düzenlemişti. Bunlar arasında o dönemin büyük gazetelerinden Cumhuriyet, Vakit ve Akşam da bulunuyordu.

VAKİT GÜZELİ ‘ÖNCÜ’ OLDU

Yerimizin darlığı nedeniyle ancak özetini verebileceğimiz bu promosyonların, Cumhuriyetin ilanından sonraki ilk uygulamasını Vakit Gazetesi yapmış, 1926 yılının Haziran ayında, 15 kupon biriktiren okurlarına hediye olarak ‘kitap ve kalem’ vermişti. Aynı gazete, 1929 yılında düzenlediği promosyonda ise değişik bir yöntem uygulamış, Reşat Nuri Güntekin’in ‘Yaprak Dökümü’ adlı romanını tefrika ederken bilerek bazı hatalar yapmış, bu hataları bulanlara çekilişle ‘Çalıkuşu’ romanını hediye etmişti. Vakit Gazetesi, bunun yanı sıra 1930 yılında çeşitli yarışmalar da düzenlemişti. Birkaç örnek vermek gerekirse ‘Daktilo ile resim yapma yarışması’, ‘Güzel bacak yarışması’ bunlar arasında yer alıyordu.

CUMHURİYET’İN “UCUZLUK KUPONLARI”

Çeşitli yayın organlarının ‘kolonya, diş macunu, kalem, terlik, dudak boyası’ gibi hediyeler verdiği promosyon uygulayıcıları arasında Cumhuriyet de katılmış, ilk kez 1928 yılında ‘toplam 7 bin lira değerinde hediyenin dağıtıldığı’ kuponlu çekiliş yapmıştı. 1929 yılında ise okurlarına bu kez ‘ucuzluk kuponu’ vermişti. Okurlar bu kuponlarla, Gazetenin daha önce anlaştığı mağazalara gidip, istedikleri şeyi yüzde on indirimle alabiliyorlardı.

Cumhuriyet asıl gücünü yarışmalarla hissettirdi. Türkiye Güzeli seçimleri, Güzel ses ve Türkiye Bülbülü yarışmaları o dönemde büyük yankılar yapmıştı. Cumhuriyet, bu yarışmalarla tirajını arttırmanın ya da korumanın yanı sıra Türk kadınını sosyal yaşama sokmak amacını güdüyordu. Ama bazı çevreler bu yarışmalara karşı çıktı, kimileri güzellik yarışmasını bir gazetenin düzenlemesini doğru bulmadı. Onlara göre Türkiye’yi temsil edecek bir güzeli ancak devlet belirleyebilirdi.

Cumhuriyet Gazetesi bu eleştirilere verdiği cevapta, ‘Avrupa güzellik müsabakası Cemiyeti Akvam içtimaı (Birleşmiş Milletler Toplantısı) değil ki oraya gidecek kızı hükümet seçsin ve devlet göndersin’ diyerek cevaplandırmıştı. Aşırı tutucular ise bu tip yarışmaların ‘Kadınların ahlakını bozduğunu’ iddia etti. Eleştirilere rağmen Cumhuriyet, yarışmaları sürdürdü. Batı müziği alanında yaptığı ‘Güzel Ses’ yarışmasını kazanan Hudadat Şakir Hanım, Fransa’nın Nice kentinde yapılan ve 16 ülkenin katıldığı uluslararası yarışmada altıncı olarak başarısını gösterdi.

Yine 1930 yılında Alaturka musiki dalında düzenlenen yarışma da kadınlar arasında büyük ilgi gördü. ‘Hanımların Türk musikisine teşvik etmek, topluma yeni sesler kazandırmak’ amacıyla düzeldiği açıklanan yarışmaya amatör ya da profesyonel, evli ya da bekar her hanım girebilecekti. Üç aşamada gerçekleştirilen ve finali 13 Şubat 1931 günü Glorya Sinemasında yapılan yarışmada ‘Türkiye Bülbülü’ olmaya layık ses bulunamadı. İkinciliğe Hikmet Rıza Hanım, üçüncülüğe ise Safiye (Ayla) Hanım seçildi. Hikmet Rıza Hanım’ın eşinin Anadoluya atanması nedeniyle sahnelerden uzak kalması üzerine Safiye Hanımın yıldızı parladı ve yarışmanın asıl galibi o oldu.

“AKŞAM’IN ALTIN ÇEKİLİŞLERİ”

Dönemin bir diğer büyük gazetesi AKŞAM da rakiplerinden geri kalmadı. Üstelik AKŞAM, ‘Kesenin ağzını iyice açarak’ altın çekilişleri düzenledi. Tam beş kez yinelenen bu çekilişlerin sonuncusu da, Vakit’in yarışmasının sürdüğü günlere denk geldi. Doğrusu ya, gazete okurlarına cömert davranıyordu. 40 kupon biriktiren okurların katılabileceği bu çekilişte bir okura 3 adet beşibiryerde, bir okura 2 adet beşibiryerde, bir okura da bir beşibiryerde altın verilecekti. Çekiliş programına göre 10 kişi de birer birer altın, 100 kişi de yarımşar altın ikramiye kazanacaktı.

‘Bayramlık büyük eşya piyangosu’ da aynı dönemin bir başka promosyonuydu. Buna göre 30 kupon biriktip gönderenler arasında yapılacak çekilişte 86 okura 100 ile 5 lira arasında değişen ‘Eşya bono’ları verilecekti. Kazanan okurlar bu bonolarla ünlü ve büyük mağazaları arasında başta gelen Karlman, Ekselior ve Au Lion’dan bono tutarı kadar eşyayı ya da malı parasız alabileceklerdi. Akşam, bunların yanı sıra bazı kültürel yarışmalar da düzenlemekteydi. ‘Mükafatlı fıkra yarışması’ da bunlarda biriydi. Gazete tüm bunların yanısıra yine okur çekmek için başka bir yönteme de başvurmuş, dönemin Nazım Hikmet, Mazhar Osman, Fatin (Gökmen) Hoca gibi ünlü kişilerinin katıldığı ‘Anket’ler yaparak bunları yayınlamıştı. ‘Güzel kadın ve erkek nasıl tarif edilir?“, “Yenilik cereyanları hakkında ne düşünüyorsunuz?” konulu anketler bunlardan ikisiydi.

AKBABA’NIN ‘GÜZEL TEBESSÜM’ YARIŞMASI

O dönemin en önemli mizah dergisi olan AKBABA da yarışma düzenleyen yayın organları arasına katılmıştı. Onun yarışması da hanımlara hitap ediyordu: ‘En güzel tebessüm yarışması’ Yarışmanın birincisine 100 lira değerinde bir elbise, ikincisine bir elbiselik kumaş, üçüncüye ise zarif bir iskarpin ödül olarak verilecekti. Yarışmaya ilgi büyük oldu. Yalnız İstanbul’dan değil, Anadolu’nun çeşitli yerlerinden kadınlar da katıldı. Yarışmacılardan bazılarının tebessümü, Mona Lisa’yı kıskandıracak kadar güzel ve zarifti. Ancak o yıllara ait Akbaba dergilerinin bir bölümünü tüm aramalarımıza rağmen bulamadığımızdan yarışmanın sonuçlanıp sonuçlanmadığını belirleyemedik.

25 Şubat 1931 günü TBMM’de kabul edilerek yürürlüğe giren bir yasa, gazete ve dergiler arasında sürüp giden kuponlu hediye çekilişlerine yasa deyimiyle ‘Talih ve kumar oyunlarına’ son verdi. Gazete ve Dergiler, yeniden kuponla hediye dağıtmak için 1950 yılına kadar bekleyecek, bu yıl çıkarılan yeni basın yasasında ‘yasakçı’ maddeye yer verilmediğinden yeniden ‘kuponculuğa’ başlayacaklardı. Yazan: Ertan ÜNAL

Yanıt Yazabilirsiniz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Related Post