Taksim Cumhuriyet Anıtı

Yarım kalmış bir simge

Aslında Cumhuriyet Anıtı bir büyük havuzun ortasında yer alacaktı. Nitekim Anıt’ın çevresi buna göre düzenlendi. Ama gereken 30 bin lira bulunamadığı için, proje gerçekleştirilemedi.

Ertan Ünal

Ağustos 2002

Cumhuriyet’in ilk yıllarında İstanbul, ulusal bir anıtın yükseldiği, törenlere yer verebilecek bir alana, Batılı anlamda bir büyük meydana sahip değildi. Resmi bir ziyaret için kente yabancı devlet adamları geldiğinde, bu eksiklik açık bir şekilde ortaya çıkıyordu.

Kamuoyunda bu yolda fikirler oluşurken, önce yer sorunu tartışıldı. Anıt nereye yapılmalıydı? Anıt ve onu çevreleyen bir meydan için, önce Beyazıt düşünüldü. Daha sonra o yıllarda Taksim Topçu Kışlası’nın yanında bomboş bir düzlükten ibaret olan alanda karar kılındı. Bunun nedenini, Çelik Gülersoy ‘Taksim’ adlı kitabında şöyle anlatır:

“Eski İstanbul, mistik atmosferi, tarihi görünümleriyle Cumhuriyet’in devrimci ruhuna tam elverişli çerçeve değildi. Geniş bir yer olarak sadece Beyazıt Meydanı vardı. Ama oraya yapılacak normal boyutlarda bir anıt, 400 yıllık camii, medresesi ve 100 yıllık tarihi kapı arasında ezilecek, anıt büyük tutulsa bu sefer tarihi yapılarla tuhaf bir perspektif çıkacaktı.

Devlete ve topluma yeni bir hava, bir dinamizm getirmek isteyen Atatürk ve kadrosu nasıl başkenti bozkırın ortasına, her şeyin yeniden yapılacağı el değmemiş bir ortama taşımışlarsa İstanbul’a kurulacak Cumhuriyet Anıtı da şehrin eski kısmından biraz uzak, taze ve bakir bir yerinde olmalıydı. Bu da ‘Taksim Kavşağı’ idi. Çünkü şehrin modern kesimi 20-30 yıldır bu kesimde gelişiyordu.”

Takvimler, 1 Aralık 1926 gününü gösterirken, İstanbul Belediyesi tarafından oluşturulan ‘Taksim Cumhuriyet Abidesi Yaptırma Komisyonu’ çalışmalarına başlıyordu.

Kurtuluş Savaşı’nın yaraları yeni yeni sarılıyordu ve genç Cumhuriyet’in bütçesinde daha acil ihtiyaçlar dururken, böylesine görkemli bir anıta ayıracak yeterli para yoktu. Bu nedenle anıtın halktan, şirketlerden, bankalardan ve diğer kuruluşlardan toplanacak parayla yaptırılması kararlaştırıldı. Belediye de olanakları ölçüsünde maddi katkıda bulunacaktı.

Gazetelerle yapılan duyurulardan sonra özel görevliler, bastırılan makbuzlarla kapı kapı dolaşıp bağış toplamaya başladılar. O yıllarda tüccar ve esnafın yüzde 80’ini gayrimüslimler oluşturmaktaydı. Bu nedenle anıtın yapımına en fazla katkıda bulunanlar da onlar oldu. Bankalar ve büyük firmalar 50-100 lira arası, tüccar ve esnaf da bütçelerine göre, 20’şer, 30’ar lira bağışta bulundu.

Bağış toplama kampanyası sürerken, komisyon anıtın İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica’ya yaptırılmasına karar verdi. Bu isim, İstanbullulara yabancı değildi. Pietro Canonica (1869-1962) dünyaca ünlü bir heykeltıraştı.

Genç Türkiye Cumhuriyeti 1926 yılı başında, ülkede “Gazi’nin heykellerini yaptırmak için” yarışma açtığı zaman Canonica, Ankara’ya gelmiş, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’i ziyaret ederek büstünü yapmıştı. Gazi, bu büstü çok beğenmiş, Canonica hakkında takdir dolu sözler söylemişti.

Canonica daha sonra Gazi’yi at üstünde gösteren tunç bir heykel yapmış, bu heykel Etnoğrafya Müzesi’nin önüne dikilerek 29 Ekim 1927’de açılışı yapılmıştı. Bunu, yine Canonica’nın yaptığı ve Ankara’da Zafer Meydanı’nın ortasına dikilen heykel izlemişti.


HAVUZLU PROJE

Taksim’de yapılması düşünülen anıt için de Canonica’nın özel bir önerisi vardı: Böyle bir anıt, yalnızca Mustafa Kemal’in şahsına ait olmamalı, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı ve Cumhuriyet’i simgeleyecek figürler de içermeliydi.

Canonica’nın önerisinde başka unsurlar da vardı: “Bütün abide büyük ve güzel bir havuz üzerinde olacak ve çeşmelerden akan su, kurnalardan taşarak havuza yayılacaktır. Geceleri, bilhassa resmi günlerde, havuz elektrikle ışıklandırılacağından, gayet ahenkli renkler ve manzaralar vücuda gelecektir.”

Canonica’nın hazırladığı proje beğenildi ve uygulanması kararlaştırıldı. Ünlü heykeltıraşla yapılan sözleşmeye göre, anıtın yapımı 18 ayda tamamlanacak ve kendisine 16 bin 500 İngiliz lirası ödenecekti (o tarihte bir İngiliz lirası 980 kuruştu). Anıtın maliyeti, bugünkü kurla 37,5 milyarı buluyordu.

Canonica’nın yaklaşık 1,5 yıllık çalışma sonucu – ki bu çalışmalarında kendisine Türk heykeltıraşlarından Sabiha Hanım ile Hadi Bey de yardımcı olmuştu- yaptığı heykel gemiyle İstanbul’a getirildi ve 23 gün gibi kısa bir süre içinde Taksim düzlüğüne monte edildi.

HAVUZ YAPILAMIYOR

Anıtın yapımında Trentino’nun kırmızı mermeriyle Torino civarındaki Suza bölgesinin yeşil mermerleri kullanılmıştı. Anıtın çevre düzenlemesi ise henüz yapılmamıştı. Bu yüzden, Çelik Gülersoy’un belirttiği gibi, “gökten tozlu alana düşmüş bir anıt” görünümündeydi. Anıtın çevre düzenlemesi 1930’lu yıllarda yapılabilecekti.

Anıtın içine oturacağı havuzun yapımı ise mali sıkıntılar nedeniyle gerçekleştirilemedi. Anıt Yaptırma Komisyonu, bu iş için İstanbul Belediyesi’nden 30 bin lira istemiş; ancak Belediye, bu parayı verememişti. Oysa bu arada anıtın yanlarına birer ayna taşı konulmuş, önlerine mermer su hazneleri yerleştirilmişti. Anıt, havuzun içinde daha görkemli duracak, özellikle geceleri yapılacak ışıklandırmayla, su ve ışık dansıyla bambaşka bir görünüm kazanacaktı. Ama aranan 30 bin lira tüm çabalara rağmen bir türlü bulunamadı ve proje tümüyle gerçekleştirilemedi.

Taksim Cumhuriyet Anıtı, havuzsuz ve çevresi düzenlenmemiş bir halde, 8 Ağustos 1928 günü yapılan törenle, Meclis Başkanı Kâzım (Özalp) Bey tarafından açıldı.

O gün ‘Taksim Düzlüğü’nü dolduran yaklaşık 30 bin kişinin hep bir ağızdan söylediği İstiklal Marşı’ndan sonra Meclis Başkanı Kâzım Bey, anıtı örten beyaz örtünün iplerini bir çakıyla kesti…

Adını, Sultan I. Mahmut döneminde buraya klasik Osmanlı üslubunda yaptırılan Maksem’den (suyun taksim edildiği yer) alan semtin gelişimi, Anıt’ın yapımıyla birlikte hızlandı. Önce Anıt’ın çevresi düzenlendi ve burada çiçek tarhları oluşturuldu. Çevre düzenlemesi yapılınca görkemi ortaya çıkan Anıt, kısa sürede İstanbul’un simgelerinden biri haline geldi.

Anıt görkemliydi; ama çevresi aynı görkemi paylaşmıyordu. Lütfi Kırdar’ın valiliği ve belediye başkanlığı döneminde, ünlü Fransız şehircilik uzmanı Henri Prost’un hazırladığı ve Atatürk’ün sağlığında beğenip onayladığı imar planı uygulamaya konuldu. Sultan Abdülmecit döneminde, Tophane Mareşali Halil Paşa’nın girişimleriyle yaptırılan, 1922 yılından sonra avlusu stadyum olarak kullanılan Topçu Kışlası yıktırılarak, yerine İnönü’nün adını taşıyan ‘İnönü Gezisi’ yapıldı. Kışlanın aşağı tarafında yer alan ve yıllarca azınlıklarla, yabancıların rağbet ettiği, son zamanlarında ise bakımsızlıktan bir ot yığınına dönüşen Taksim Bahçesi’nin yerine de Taksim Belediye Bahçesi ve Gazinosu yapıldı. 38 bin metrekarelik alana oturtulan Gezi ve Belediye Gazinosu kısa sürede İstanbulluların rağbet ettiği yerler haline dönüştü. 30 Ağustos Zafer Bayramı ve Cumhuriyet Bayramı balolarının verildiği, yabancı grupların gelip gösteri yaptığı bu bahçe ve gazino, 1968’de burada Sheraton Oteli’nin temelleri atılana kadar, bugünlerden oldukça farklı bir İstanbul’un simgesi olarak, Cumhuriyet’in simgesi Taksim Anıtı ile karşı karşıya, uyum içindeydiler.


Taksim Cumhuriyet Anıtı’nda iki Rus generali

On bir metre yüksekliğinde ve 184 ton ağırlığındaki anıtın Taksim Gezisi’ne bakan kısmı 30 Ağustos Zaferi’ni canlandırmaktadır. Atatürk’ün buradaki figürü, 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz sırasında Kocatepe’de çekilen fotoğrafından esinlenerek yapılmıştır. Anıt’ın Beyoğlu tarafına bakan kısmında ise Cumhuriyet Türkiye’si canlandırılmıştır (üstte). Burada Mustafa Kemal sivil kıyafetle görülmekte, iki yanında ise İsmet İnönü ile Mareşal Fevzi Çakmak yer almaktadır. Arkadaki grup da halkı temsil etmektedir. Anıtın daha dar olan iki yanında kalan heykeller ise sancak taşıyan Mehmetçik heykelleridir. Bunlardan biri barışı, diğeri ise savaşı simgelemektedir. Bunların üstünde de birer madalyon içinde, biri peçeli, diğerinin başı açık, aydınlık yüzlü iki kadın başı yer alır. Anıt’ın Cumhuriyet’i simgeleyen cephesinde Atatürk’ün hemen arkasındaki heykeller grubunun içinde, iki Rus generalinin heykeli de bulunmaktadır. Bunlar, Mareşal Kliment Yefremoviç Voroşilov (sağ altta) ve General Mihail Vasilyeviç Frunze’dir (en altta).

Bu iki Sovyet askerinin Anıt’ta temsil edilmelerini, bizzat Mustafa Kemal istemiştir. Kurtuluş Savaşı döneminde Ankara Hükümeti’ne ilk yardım eli Sovyet rejiminden gelmişti ve Türkiye’deki Cumhuriyet rejiminin ilk yıllarında da bu dostluk Ankara için çok önemliydi.

General Frunze, Ukrayna Sosyalist Cumhuriyeti’nin elçisi olarak Ankara’ya gelmiş ve Ankara Hükümeti’yle diplomatik ilişki kurmuştu. Frunze, 20 Aralık 1921 günü Meclis’te yaptığı konuşmayla Ukrayna Hükümeti’nin Sakarya Zaferi nedeniyle Büyük Millet Meclisi’ni kutladığını belirtmiş, daha sonra Türk-Ukrayna Antlaşması’nı imzalamıştı. Bu antlaşmanın imzalanmasıyla Rusya’daki yeni Sovyet rejimi, Ankara’ya para, silah ve cephane yardımında bulunmuştu. Mareşal Voroşilov ise savaşın sürdüğü yıllarda Ankara’ya gelmiş askeri danışman olarak çalışmıştı.


Wagon-Lits olayı

Cumhuriyet Anıtı önünde meydana gelen ilk olay, 23 Şubat 1933’e rastlar. Olay, Wagon-Lits (Yataklı Vagonlar) Şirketi’nin Beyoğlu acentesi müdürü Jannoui’nin, şirketteki bir Türk görevliye, Türkçe konuştuğu için hakaret etmesi üzerine patlak vermiştir. Dönemin gençleri önce şirket binasını taşlamış, daha sonra Taksim’de Cumhuriyet Anıtı çevresinde toplanarak bir gösteri yapmışlardı. “Türkiye’de Türk dili hakimdir” diye slogan atan gençlere atlı polis müdahale etmiş (altta), çıkan olaylarda 20 genç gözaltına alınmıştır. Bu gösteri, Cumhuriyet tarihinin ilk büyük gençlik hareketi olarak da anılır.

Ata’ya bağlılık yemini

Atatürk’ün, ölümünden birkaç gün sonra, 13 Kasım 1938’de Taksim Cumhuriyet Anıtı yeni bir mitinge tanık oluyordu (sağda). Sabahın erken saatlerinde anıt çevresinde toplanan ve sayıları on binlerle ifade edilen gençler Ata’ya bağlılık yemini etmiş, “eserini koruyup, izinden yürüyeceklerine” ant içmişlerdi.

Kültür Sarayı yangını

Taksim Cumhuriyet Anıtı 27 Kasım 1970 gecesi, korkunç bir yangına tanık oldu. Temeli 29 Mayıs 1946 günü atılan ve yapımı tam 23 yıl süren Kültür Sarayı, ‘IV. Murad’ adlı oyun sahnelendiği sırada, elektrik kontağından çıkan yangın sonucu bir anda alevler içinde kalmıştı. Güçlükle söndürülen yangın sonucu kullanılamaz hale gelen Kültür Sarayı, yangından sonra baştan sona onarılacak ve bu kez, Atatürk Kültür Merkezi adıyla İstanbulluların hizmetine girecekti.

1 Mayıs 1977 olayları

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) tarafından 1 Mayıs 1977 tarihinde Taksim’de düzenlenen miting (üstte) sırasında kanlı olaylar patlak verir. DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler konuşurken, alanı dolduran binlerce kişinin üzerine Sular İdaresi yönünden ateş açılır. Bunu Intercontinental Oteli’nden (şimdiki The Marmara) açılan ateş izler. Silah sesleri kesilmeden, polis panzerleri sirenlerini çalarak topluluğun üzerine yürür. İki ateş arasında kalan binlerce kişi korku içinde kaçışırken çıkan kargaşada, kimileri ayaklar altında kalarak, kimileri kurşunlarla, 37 kişi can verir.

Partilerin Taksim mitingleri

Seçimler öncesi siyasi partilerin Taksim’de düzenledikleri mitingler, önemli birer gösterge sayılmış ve liderler de seslerini hep bu meydanda duyurmak istemişlerdir. 2 Haziran 1977’de bu alanda yapılan CHP mitingi, bir özelliği nedeniyle diğerlerinden ayrılır. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, CHP Başkanı Bülent Ecevit’e miting sırasında suikast yapılacağı konusunda duyumlar aldığını bildirerek, ondan alana gitmemesini istemiştir. Ancak Ecevit bunu reddederek, “Eşimle ben yarın orada olacağız ve konuşacağım” demiştir. Ecevit’in bu sözleri üzerine ertesi gün Taksim Alanı’na binlerce kişi toplanmış (altta), mitingden 3 gün sonra yapılan seçimlerde, CHP ‘birinci parti’ olmuştu. Yazar Ertan Ünal.


Yanıt Yazabilirsiniz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Related Post