İLK HAVA ŞEHİDİ TÜRK KIZI ERİBE’NİN DRAMI
18 yaşından yeni gün alan Eribe, 29 Ekim 1936 günü Cumhuriyet Bayramı kutlamaları sırasında 800 metreden paraşütle atlayış yapacak, Hipodromda Gazi’nin bulunduğu yerin önüne inmeye çalışacaktı. Ancak Büyük Gösteri öncesi yaptığı tecrübe atlayışı sırasında paraşütü açılmadı ve Eribe , arkadaşlarının dehşetten büyümüş gözleri önünde bir kurşun gibi toprağa çakıldı. Ağır şekilde yaralanan Eribe kaldırıldığı hastanede saatler süren ameliyata alındı, ancak 21 saat sonra sonsuzluğa uçtu… Saatler 06.10’u gösterirken Eribe, babası Vecihi Hürkuş’un kolları arasında son nefesini verdi.
Nisan 2001
Yazar: Ertan ÜNAL
TÜRKİYE’de Cumhuriyetin ilanının 13. yıldönümü yaklaşırken, resmi ve özel kurumlar Cumhuriyet Bayramını muhteşem bir şekilde kutlama hazırlıkları içine girmişlerdi. Koca bir imparatorluktan kalan bir avuç toprak üzerine, Türk Ulusu’nun Mustafa Kemal önderliğinde verdiği Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasından sonra kurulan Cumhuriyet, bu 13 yıl içinde nereden nereye gelmişti ? Kurumların kutlama komiteleri törenlerde özellikle bunu vurgulamayı düşünürken,bir başka kurum, Türk Hava Kurumu’nun yoğun çalışması da hemen dikkati çekiyordu.
Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in “ İstikbal Göklerdedir “ vecizesini rehber alarak Ulusa havacılık sevgisini aşılamak, havacı yetiştirmek ve Türk Ordusu’nun havacı ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulan Türk Tayyare Cemiyeti, Türk Hava Kurumu adını aldıktan sonra da başarılı çalışmalarını sürdürmüş, 3 Mayıs 1935 günü de bünyesinde adını Atatürk’ün verdiği Türkkuşu Genel Müdürlüğü’nün açılışı yapılmıştı. Havacılığın planörcülük, paraşütçülük, motorlu uçuş ve model uçak dallarında faaliyet göstermek üzere kurulan Türkkuşu’nun çalışmalarıyla Atatürk yakından ilgileniyordu. Eğitim için Sovyetler Birliği’nden uzman ve uçak getirilmiş, kabiyetli gençlerin seçimiyle yetiştirilmesine başlanmıştı.
ATA’NIN ÖNÜNDE SINAV
Türkkuşu’nun kuruluşundan Cumhuriyet Bayramı’na kadar geçen yaklaşık 1,5 yıllık süre içinde yetiştirilen paraşütçü, planörcü ve pilotlar ilk ‘Büyük sınavlarını ‘ 29 Ekim 1936 günü Hipodrom’da Gazi Mustafa Kemal ve yabancı konukları Yugoslavya Başbakan ve Dışişleri Bakanı Dr. Milan Stoyadinoviç ile Sovyetler Birliği Assoakim ( Paraşüt Kurumu ) Başkanı Korgeneral Eydemann, kordiplomatik ve Ankara halkı önünde vereceklerdi.
Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, Cumhuriyet çocuklarının neler yapabileceğini sergileyecek olan bu gösteriye büyük önem veriyor, gençler de sınav olarak gördükleri bu gösteriden yüzlerinin akı ile çıkıp O’nun takdirine layık olmak için gece gündüz demeden çalışıyorlardı. 29 Ekim yaklaştıkça çalışmalar daha da hızlandırılıyor, heyecan artıyordu.
ERİBE’NİN İSTEĞİ
Kurumun, tören için seçilen başarılı öğrencilerini, Türkkuşu Başöğretmeni Vecihi Hürkuş eğitiyordu. Hürkuş, Kurtuluş Savaşı’ndaki kahramanlıkları ve daha sonra Türk havacılığına yaptığı hizmetlerle Atatürk’ün takdirini kazandığından Türkkuşu’nun kurulmasından sonra bu göreve atanmıştı.
Vecihi Hürkuş’un yaptığı çalışmalar sırasında yanında kızı olarak kabul ettiği ve tanıttığı yeğeni, henüz 17 yaşındaki Eribe’de ( Akıllı, zeki anlamında ) yeralıyordu. Eribe’nin Vecihi Hürkuş’un eniştesi olan babası Binbaşı Bedri Kurtuluş Savaşı sırasında şehit düşmüştü. Vecihi Bey, kızkardeşi olan Remziye Hanım ve 3 çocuğuna kol kanat germiş, ancak 12 Ocak 1921 günü Eskişehir’de Yunanlıların yaptığı hava saldırısı sırasında Remziye Hanım’da ölmüştü. Ailenin en küçük çocuğu Emel de Vecihi Hürkuş tarafından Eskişehir’den götürülürken yolda can vermişti.
İki kardeş Nahit ve Eribe artık dayıları tarafından büyütülecekti. O tarihte 3 yaşında olan Eribe, Vecihi Hürkuş’u baba , yengesini de abla bilerek büyüdü. Bu durumunu ancak Kadıköy Ortaokulunu bitirdiği zaman öğrendiyse de tutumunda hiçbir değişiklik olmadı.
HAVACILIK TUTKUSU
Eribe’nin havacılık tutkusu Vecihi Hürkuş’un Kalamışta açtığı ve 1932 – 34 yılları arasında faaliyet gösteren Vecihi Sivil Havacılık Okulu’nda uçaklar arasında başladı. Vecihi Bey, üç kızıyla Eribe arasında en ufak bir ayırım yapmıyor, kimi zaman uçuşlarda onu da yanında götürüyordu. Kuşlar gibi gökyüzünün derinliklerinde süzülmek O’nun da hoşuna gidiyor bu anlar hiç bitmesin istiyordu.
Vecihi Hürkuş, Türkkuşu Başöğretmenliğine atanınca Ankara’ya gelmiş, eş ve çocuklarını da yanında getirmişti. Bu arada Kadıköy Kız Ortaokulunu bitirmiş olan Eribe Ankara Kız Lisesine girdi ve Türkkuşu’na da kaydını yaptırdı. Boş zamanlarının tümünü burada geçiriyordu ve Hürkuş’un deyimiyle kısa sürede usta bir pilot olmuştu. Ama şimdi gönlünde bir başka aslan daha yatıyordu : “ paraşütle atlamak “ . Paraşütçüleri izleye izleye buna da merak sarmıştı. Özellikle 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı sırasında Atatürk’ün huzurunda gökyüzünün derinliklerinden bir kuş gibi gelip hipodrom toprağına inmek, O’nun da takdirini kazanmak istiyordu.
Vecihi Hürkuş, anılarında bu konuda şunları anlatır:
“ Eribe henüz 18 inde, bir gün sonra O’nun 18. doğum günü idi. İki senedenberi öğrenip kavradığı uçuculuktaki yüksek başarısı ile Türkkuşu’ndaki bütün arkadaşlarının nefsinde toplanmıştı. Eribe benim okulumda yetişmiş, cüretli bir uçucu ve Türk Havacılığının ruhen çok erken yükselmiş bir vücudu idi. Onun uçuşlarından duyduğum zevk herşeyin üstünde idi. Yavrum son günlerini yani Cumhuriyet Bayramı için yaptığımız canlı faaliyetin tesiri ve arkadaşlarının devamlı atlayışların seyretmesi neticesi olacak, benden paraşütle atlamak müsaadesi istemişti.
Bilmem ne gibi bir tesir altında idim, ben bu arzuya mani olmuştum. Onun paraşütle atlamak için yalvaran sesi heran tazelenen ve ölmeyen bir acıdır. Onun atlamasını değil, benim gibi düşünmesini ve uçmasını istiyordum. “

GENEL BAŞKANDAN İZİN
Ancak Eribe, babasının olumsuz cevaplarına rağmen ümidini kesmemişti. Ne pahasına olursa olsun paraşütle atlayacaktı. Beklenmedik bir gelişme bu arzusunun gerçekleşmesi için gerekli zemini hazırladı.
Çalışmaları izlemek üzere meydana gelen Türk Hava kurumu Genel Başkanı Fuat Bulca, Eribe’yi yanına çağırarak kutlamış, takdir dolu sözler söylemişti. Başkanın bu sözlerinden cesaret alan Eribe paraşütle atlamak istediğini, ancak babasının izin vermediğini söyledi ve izinin sağlanması hususunda ilgisini rica etti.
Bulca o sırada uçuşta olan Vecihi Hürkuş’un dönmesini bekledikten sonra yanına çağırdı ve “ Böyle aslan gibi bir evladın var da hala atlamasına müsaade etmiyor musun? Vecihi bu hareketi senden beklemezdim“ dedi.
Genel Başkanına karşı çıkamayan Vecihi Hürkuş anılarında bu anı şöyle anlatır:
“ İçimi yakan bu söz, milliyet duyguma bir kırbaç ve yurt ödevinde babalık duyguma bir ilham olmuştu. Yavrumu çağırdım ve ‘ Hazırlan’ dedim. O çok sevinmişti. Döndüm ve paraşüt mütehassısı arkadaşıma lazım gelen tembihleri verdim. “
ERİBE’NİN İLK ATLAYIŞI
İsteğinin gerçekleşmesiyle sevinçten adeta çılgına dönen Eribe, önce hızlandırılmış bir yer eğitimi gördü. 24 Ekim günü de 800 metreden ilk atlayışını yaptı. Vecihi Hürkuş’un heyecan içinde izlediği atlayış başarılı geçti.
Vecihi Bey, kızını kendisiyle iftihar ettiğini söyleyerek alnından öptü. Ama bir atlayış yeterli olacak mıydı ? Bunu birkaç kere daha denemesi gerekiyordu. Fakat bir talihsizlik sonucu Eribe’de başlayan boğaz ağrısı bir başka atlayış yapmasını önledi ve 4 gün süreyle çalışmalara katılamadı.
Kendisini iyi hissedip görev başına koştuğu zaman da takvimler 29 Ekim 1936 gününü gösteriyordu.
ERİBE ÖLÜME GİDİYOR
29 Ekim 1936 günü tüm Türkiye’de olduğu gibi Ankara’da da tarihi anlar yaşanıyordu… Ankara halkı bendini yıkmış bir sel gibi hipodroma akıyor, giriş kapılarında adeta birbirini eziyordu. – Sonradan hastaneler ayak altında kalıp yaralanmış çok sayıda kişiyle dolup taşacaktı – Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal , değerli konukları, Cumhuriyeti kuran silah arkadaşları, bakanlar kurulu üyeleri, çoluğu, çocuğu, genci yaşlısıyla Ankara halkının temsilcileri daha erken saatlerde hipodromda yeralmıştı. Herkes gösterilerin biran önce başlamasını bekliyordu.
Paraşütçüler de havaalanındaki yerlerini almışlar, sıranın kendilerine gelmesini beklerken son hazırlıkları yapıyorlardı. Ama Eribe’nin içi rahat değildi. Sıkıntılıydı, bir tek atlayış tecrübesinin yeterli olmadığını biliyordu. Gösteriden önce bir deneme daha yapsa iyi olacaktı. Buna zamanda vardı. Bu düşünceyle Vecihi Bey’in yanına gitti ve “ Ne olur babacığım bir atlayış “ diye yalvardı. Vecihi Bey de sonradan çok pişman olacağı bir harekette bulundu ve ona istediği izni verdi.
Çok değil, 10 dakika sonra Eribe’nin bindiği Caudron 59 tipi uçak gökyüzüne yükseliyordu. Orman Çiftliği üzerinden geniş turla hangarlar önüne gelen ve atlayış yüksekliğini alan uçağın kanadı üzerinde bir karaltı belirdi ve kısa bir an sonra bu karartı uçaktan ayrıldı.
Eribe havadaydı ve yılların özlemi işte gerçekleşiyordu. Vecihi Hürkuş ve Eribe’nin paraşütçü arkadaşları soluklarını tutmuş, heyecan içinde, bir heykel gibi hareketsiz, onu izliyorlardı. Saniyeler yıldırım hızıyla sonsuza akıyordu ama boşlukta uçan Eribe’nin hareketinde herhangi bir değişiklik görülmüyordu.
Eribe’nin paraşütü açılmamıştı ! 600 metre.. 500 metre… 400 metre. Eribe, bir kurşun ağırlığıyla yere doğru inerken, aşağıdakilerin tümü hançerelerinin olanca gücüyle bağırıyordu:
- Aççç… Paraşütü aççç!..”
Eribe, bu bağırışları, çığlıkları duyuyor muydu bilinmez? Ama durumu gittikçe kritik hal alıyordu. Nitekim önce düz akışıyla başlayan hareketi kısa bir süre sonra değişti, vrile kapılarak hava boşluğu içinde yuvarlanmaya başladı. Yerdekiler dehşetten büyüyen gözlerle hiçbirşey yapamamanın çaresizliği içinde bağırmaya devam ediyorlardı.
Yere 70 -80 metre kalmıştı ki izleyenleri umutlandıran bir olay yaşandı. Kimileri Eribe’nin yere çarpışını görmemek için gözlerini kaparken, açık tutmaya cesaret edenler birden onun üzerinde beyaz bir kubbe belirdiğini gördüler. Paraşüt açılmıştı ! Başaşağı düşen Eribe vrilden kurtuldu, bir an paraşütün kordonları üzerinde asılı kalır gibi oldu. Ama çok kısa bir süre sonra paraşüt açıldığı gibi birden kapandı ve Eribe sert bir düşüşle dereboyundaki çamurlara saplandı.
“ ÇEKTİM, AÇILMADI BABACIĞIM “
Özenle yetiştirdiği üzerine titrediği yavrusunun kurşun hızıyla yere çakılışına seyirci kalınca şuurunu kaybedecek hale gelen , Vecihi Hürkuş anılarında o korkunç dakikaları şöyle anlatıyor:
“ … Koşuyorum. O yere koşuyorum. Fakat nasıl bir koşuş bu, heyecanım bende şuur diye Bir şey bırakmamış ki bacaklarıma hakim olamıyorum ve düşüyorum,yine sıçrıyor, koşuyor ve koşuyorum. Yanıma yetişen motorlu araçları istiskal eden ( hoşlanmayan, hor gören ) bir his var. Totom – Eribe’ye Vecihi Hürkuş’un taktığı ad – 800 metreden düşüyor ve şimdi yaşıyor. Makulata ( kategorilere ) sığmayan bu hali ifade edecek tek kelime mucize. Yalnız yaşamak değil, hem de konuşuyor. Ben mi öldüm yarabbi ?
Heyecanla üzerine atılıyorum ve yavruma sarılıyorum. Beni görünce gözlerinde beliren bir sevinç hali var. Gülüyor, gülmeye çalışıyor. Yavrum çektiği büyük acıyı suni tebessümü ile etrafına hissettirmeye çalışarak bir hata sandığı hareketini mazur göstermek için “ Babacığım, kabzayı çektim, çektim, çok uğraştım ama paraşüt açılmadı. Sonra yedek kabzayı çektim. Sonrasını bilmiyorum babacığım “ diye inliyordu. Bu ne hal idi, bu nasıl bir mazeret ifadesi idi. En kuvvetli kahramanların yapabileceği korkunç mücadeleyi henüz 18 yaşındaki kızım mı yapmıştı ? Benim ne cevap vermem lazımdı ? En iyi cevap sukut ve onun ıstıraplarını uyuşturacak imkanları hazırlamak. Derhal ambulans yetişti. Yavrumu sedyeye yerleştirdik. Bu hareketimizle onun belden aşağı kısmının tam felç halinde olduğu anlaşılmıştı. Fakat o bu ıstırabı hissetmiyor, yalnız solunum zorluğundan şikayet ediyordu…”
ERİBE’SİZ GÖSTERİ
Doktorlar, Eribe’ye ilk müdahaleyi yaparken, genç paraşütçüler gözleri önünde meydana gelen olayın şokunu yaşıyorlardı.
Aynı dakikalarda ise Hipodrom’da törenler tüm hızıyla sürüyordu. Tören kıt’alarının bando eşliğinde yaptığı gösteri muhteşem olmuştu. Resmi ve özel kurumların hazırladığı kortejin geçişi ise bitmek bilmiyordu. Onları da yurdun çeşitli yerlerinden törene çağırılan 12 bin atlı ve yaya köylünün geçişi izleyecek, daha sonra Sabiha Gökçen hipodromun üzerinde soluk kesen bir gösteri yapacak, yalnız Atatürk’ü konuklarını değil tüm hipodromu dolduranları kendisine hayran bırakacaktı…
Dakikalar hızla geçiyor, paraşütçülerin büyük gösteriyi sunacakları an yaklaşıyordu. Paraşütçüler önce Vecihi Hürkuş’tan Eribe’nin sağlık durumunu sordular. Vecihi Hürkuş bile bile yalan söyledi moral vermeye çalıştı:
“ Eribe iyi. O yalnız bugün için sizlerle beraber atlayamayacak. Yarın hastaneden çıktıktan sonra tekrar sizlere katılacak ve sizlerle beraber uçacak, atlayacaktır…”
Bu sözler moral bozukluğu nedeniyle bir ara gösteriye çıkmamayı bile düşünen paraşütçüleri harekete geçirdi. Bunca hazırlıktan sonra Ata’nın huzuruna çıkmamak skandal olurdu. Eribe de sağlıklı olsa böyle düşünürdü. Sonuçta gösteriye çıkmayı, ancak Eribe’nin yokluğunu hissettirmek için çaba harcamayı kararlaştırdılar. Havaalanına dönerek atlayış yapacakları uçaklara bindiler.
Hipodroma gelindiğinde önce üç uçaklı bir filodan 15 paraşütçü toplu olarak atladı. O’nları 9 uçaktan tek atlayış yapan 9 paraşütçü izledi. Paraşütçüler başarılı bir inişle tören alanı yakınında toprağa ayak bastılar.
400 metreden atlayarak koşu alanına inen ilk kadın paraşütçü Yıldız , yanındaki buketi Atatürk’e uzatarak şunları söyledi:
“ Büyük Atatürk, geçen yıl Türk çocuğu her işte olduğu gibi havacılıkta da gökte seni bekleyen yerini az zamanda dolduracaksın. Bundan gerçek dostlarınız sevinecek ve Türk ulusu mutlu olacaktır buyurmuştunuz. Bu gaye uğrunda çarpınan Türkkuşu çocuklarının saygı ile bağlılık duygularını lütfen kabul ediniz”.
Atatürk yüzünde beliren bir tebessümle buketi alarak teşekkür etti ve takdir dolu sözler söyledi. Eribe yoktu ama arkadaşları onun eksikliğini hissettirmemişlerdi. Görev başarıyla tamamlanmıştı. Planörcüleri de ilgiyle izleyen konuklar takdir hislerini gizlememişlerdi.

“ SONSUZLUĞA DOĞRU “
Vecihi Hürkuş, görevler tamamlandıktan sonra yine Ankara Numune Hastanesi’ne koştu. Doktorlar, Eribe’ye yapılacak önemli bir ameliyata hazırlanıyorlardı. Ondan ameliyat için izin istediler. İstenen izni verdi. Operasyonu hastanede görevli bir Alman profesör ekibiyle birlikte yapacaktı.
Saatler süren bir ameliyattan sonra Eribe kendisine gelir gelmez babasını istedi. O’na “ Babacığım, üzülme iyiyim “ diyecek kadar kendindeydi ve o haliyle bile kendinden önce babasını düşünüyor, onun üzülmesini istemiyordu. Daha sonra ise komaya girdi. Dokuz saat süren koma sırasında “Babacığım, açtım, açtım ama o açılmadı “ diyerek inliyor, belki de o anları tüm dehşetiyle yeniden yaşıyordu.
Saatler 30 Ekim 1936 sabahı 06.10’u gösterirken, yaşamla ölüm arasında geçen 21 saatlik mücadeleyi kaybetti ve ebediyen sonsuzluğa uçtu.
18’inden yeni gün almıştı…
“ HEYECANDAN PARAŞÜTÜNÜ AÇAMADI “
İlk Hava Şehidi Türk kızı sıfatını alan Eribe, binlerce kişinin katıldığı törenle Cebeci Şehitliği’nde toprağa verilirken adı da ebedileşiyor, yüreklerdeki yerini alıyordu. Törende konuşan Türk Hava Kurumu başkanı Fuat Bulca duygularını şöyle dile getiriyordu:
“ Türkuşu’nun genç, azimkar kahraman talebeleri Türk gençleri, Türk askerleri bugün buraya vatanın hayat ve istiklali uğrunda canveren şehitlerin ruhlarını taziz için toplanılmışken ne hazin bir tesadüftür ki ilk hava şehidi Türk kadınını da toprağa bırakıyoruz.
Türkkuşu’nun yılmaz çocukları, sizi nasıl yürekten bir baba muhabbetiyle sevdiğimi bildiğiniz için Eribe’nin ölümü konusunda ne kadar ıstırap duyduğumu tahmin edebilirsiniz. Bizi teselli eden bir nokta varsa o da hayatın her sahasında Türk erkeğiyle yanyana çarpışan , icap ettiği zaman da kan dökmekten de çekinmeyen Türk kadınının kahramanlığını bir kere daha görmüş olmaktır. Türkkuşu çocukları Eribe gibi bayan arkadaşlara malik olduğunuz için sizi tebrik ederim. “
Eribe neden öldü ? Eğitim yetersizliğinden mi ? Paraşütünün arızalı oluşundan mı ? Bu soruların cevabı bugün bile verilemiyor. Ancak Vecihi Hürkuş’un kesin kanısına göre aşırı heyecanı Eribe’nin yaşamına malolmuştu.
Eribe uçaktan atlamaya hazırlanırken heyecandan paraşüt kabzasını askı kolonu ile birlikte tutmuş, kabzayı çekmek istediği zaman kolon uzamadığı için paraşüt açılmamıştı. Vrildeykende yedek paraşütü açmış, ancak doğrulurken ayakları yedek paraşüt kolonlarından bir kısmını kopardığı için bu da kapanmış ve Eribe’nin ölümüne zemin hazırlamıştı.
VECİHİ HÜRKUŞ ANLATIYOR: ERİBE’NİN PARAŞÜTLE İLK ATLAYIŞI
“ … 24 Ekim 1936. Yavrumu havanın boşluğunda ilk gördüğüm gündü. 800 metre yükseklikte tayyareden ayrıldığı zaman evvela bir çıkın gibi belirmiş ve bir an içinde üzerinde gerilen beyaz kubbenin ipek kordonlarında asılı kalmıştı.
O an duygularımda beliren heyecanı ifadeye hiçbir söz yetmez. Ama yavrummuş yahut bir başka Türk çocuğu hepsi aynı ve hepsi de ana baba yavrusu değil mi ? Her atlayışta bir talebemi hava boşluğuna bıraktıktan sonra yüreğim titreye titreye etrafında dönmeyi itiyad eden ben, yavrumun bu atlayışını sessiz ve sakin yerden seyrediyordum.
O süzülüyor, hafif bir hızla her an bize biraz daha yaklaşıyordu. Ne güzel bir atlayış yahut ne güzel bir tesadüf idi bu. Hangarların hemen 10 – 15 metre yakınına inerken aldığı talimatı mükemmel tatbik ediyor, kayışları ve rüzgar istikametine göre gerekli bütün manevraları sanki eski bir paraşütçü imiş gibi geniş bir soğukkanlılıkla idare ediyordu.
Halbuki yavrumun ilk atlayışı idi ve bu atlayışta bile tam bir hakimiyetle istediği yere konmuştu. Koştum, kucakladım ve iftiharla yavrumu alnından ve yanaklarından öptüm. ( Bir Tayyarecinin anıları , Vecihi Hürkuş, sayfa : 370-71 )
HAVA ŞEHİDİ TÜRK KIZI
ERİBE’nin yaşamının en güzel çağında havacılık tutkusu uğruna şehit olması tüm ülkede büyük akisler yapmış, gazetelerde çıkan çeşitli yazılarda, şiirlerde O’nun zamansız kaybından doğan elem dile getirilmişti. Bu yazılardan 1 Kasım 1936 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nin “ Hem nalına, hem mıhına “ köşesinde yayınlanan makale şöyleydi:
“ Henüz küçük yaşta, fakat nice erkeklerden daha kahraman ruhlu bir Türk kızı, Türk kadınlığının ilk hava şehidi olmak şerefini kazandı.Bir fert sıfatıyla O’na acımamak, bir baba sıfatıyla ona ağlamamak kabil değildir.Fakat bir Türk yurttaşı itibariyle O’nunla iftihar ederiz. Çünkü o dünkü çocuk, bugün milli kahraman olmuştur. Çünkü orta mektebi daha geçen sene bitirmiş olan o yavrucuk Türk kadınlığının havacılık yolunda can verecek kadar yükseldiğini, Türk kızının fennin ve medeniyetin bir şubesinde de garplı hemşirelerinden geri kalmadığını ispat etmiştir.
… O’nun hazin ölümünden duyduğumuz acıya dünya hava şehitleri kafilesine bir Türk kızının da iltihak etmiş olmasından duyduğumuz iftihar hissiyle ortağız. Öteki milletler gibi bizi de saran havacılık aşkı, bu yavrucağın ölümü ile eksilmeyecek, bihakis artacaktır. Havacı Türk kızlarının safında Eribe’nin boş kalan yerini doldurmaya gönüllü Türk kızlarının sayısının pek çok olacağına şüphe etmeyiz. Türk delikanlısı ilk şehit tayyarecilerimiz Suriye topraklarına düştükleri gündenberi nasıl tayyareciliğe gönül verdiyse Türk kızı Eribe’nin şehadetinden sonra havacılığa aynı sevgiyle bağlanacaktır.
Eribe düştüyse, Türk kuşu Türk havacılığı ve Türk Milleti payidar olsun. “
1936 ‘NIN GÜNDEMİNDEYDİ
“ KADINLAR DA ASKER OLSUN ! “
Medeni haklarına Cumhuriyetin ilk yıllarında ( 1926’da) çıkarılan yasayla, siyasal haklarına ise 1930- 1934 yılları arasında üç aşamada kavuşan Türk kadınının en büyük isteklerinden biri de asker olmak, vatan savunmasında erkeğin yanısıra görev yapmaktı. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in daha 1931 yılında söylediği bir nutukta Türk kadınına bu hakkın verileceğini belirten kadınlar, Cumhuriyetin onuncu yılından itibaren bu konuyu her yıl gündeme getirmiş, ancak sonuç alamamıştı.
1936’lara gelindiğinde O günlerin çoşkulu havası içinde konu bir kez daha gündeme geldi. Dönemin önde gelen gazetelerinden birinde yayınlanan bir haber de kadınları sevince boğdu. Haberde kadınların askerlik yapmasına ilişkin yasa tasarısının TBMM gündemine alındığı belirtiliyordu. Buna göre yasanın çıkmasından sonra kadınlar şimdilik ordunun “ Geri “ hizmetlerinde görev yapacak, başarı durumuna göre görev alanları genişletilecekti.
İstanbul’da kız-erkek karışık öğretim yapan bazı okullar, bu haberin yayınlanmasından sonra lise sınıflarında kız öğrenciler için de askerlik dersi koydular. Bunlar arasında öncülüğü Yuca Ülkü Lisesi yaptı. Dokuzuncu sınıfta başlayan ve sadece erkeklerin katıldığı “ Askerliğe hazırlık “ dersine kızların da katılmasına izin verildi.
Bu arada Atatürk’ün manevi kızı, ilk Türk kadın savaş pilotu Sabiha ( Gökçen ) de bu alanda çaba harcıyordu. Gökçen, yasaya en fazla Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ın karşı çıktığını öğrenmişti. 29 Ekim günü hipodromda herkesin hayranlıkla izlediği gösteriyi yaptıktan sonra akşam, Atatürk’ün tavsiyesi üzerine Ankara Palas’ta verilen baloda Genelkurmay başkanının yanına giderek bu isteğini açıkladı. Gökçen “ Bu yasayı çıkartacak olursanız bütün Türk kadınları size minnettar kalacaklardır. Öyle tanıdığım genç kızlar var ki bu şerefli üniformayı giyebilmek için hayatlarının en güzel yıllarının bile feda etmeye razılar “ dedi. Ancak Mareşal Çakmak O’na şu cevabı verdi:
“ Türk kızlarının asker olmak isteyişlerini, bu şerefli üniformayı taşımaktan büyük bir gurur duyacaklarını ben de biliyorum. Ama hayır, bunu sakın benden isteme yavrum. Çünkü ben kızlarımızın asker olmalarına asla razı değilim! Bir milletin varolması, o milletin kadınlarının yaşaması ile mümkün olur ancak…”
Kısa bir süre sonra gazetelerde çıkan haberlerin de asılsız olduğu anlaşıldı. Kadınlar asker olmak için uzunca bir süre daha bekleyeceklerdi.”
İNÖNÜ’NÜN MESAJI HERKESİ DUYGULANDIRMIŞTI
“ İLK HAVA ŞEHİDİ KIZIMIZ “
Başbakan İsmet İnönü’nün, Eribe’nin şehadetinden sonra yayınladığı başsağlığı mesajı içeriği ile herkesi duygulandırmıştı. Türk Hava Kurumu’nun yayın organı olan “ Havacılık ve Spor “ Dergisinin 180. sayısında yayınlanan “ İlk hava şehidi kızımız “ başlıklı mesajda İnönü şöyle diyordu:
“ Küçük Eribe, hava kurbanlarımızın arasına karıştı. Paraşüt hevesi, havacılık aşkı, onu küçük yaşında işe başlatmıştı. Onun yaşında, paraşüt sert ve çok erken bir cesaretti. Ailesinin ve kendisinin aşkı, usullerin tereddüdüne galebe çaldı.
Eribe’nin fedakarlığını, kızlarımızda vatan müdafaası ve Türk havasının masuniyeti için iftihar edeceğimiz bir kahramanlık sayıyorum.
Hayatının güzel baharını Türk Havası için bağışlamak arzusu, Türk Kızında en yüksek derecesini, Güzel Eribe ile göstermiştir.
Güzel Eribe, babası gibi, babasından üstün bir hava kahramanı olmak için bütün hassalara malik idi. Onun şehitliği ile canımız çok yandı, çok şey kaybettik. Tesellimiz, kahramandan şehit vermek, kahraman üretme ve yetiştirmenin en feyizli çaresi olduğuna inanmamızdır.
Paraşüt, bir spor, hatta dar zamanda can kurtaran bir tedbir halinden çoktan çıkmıştır. Paraşüt , artık memleket müdafaasının yeni bir dinamik usulü ve vasıtası halinde şekil ve mana almağa başlamıştır. Türk kızları ve erkekleri, paraşütizmi bir müdafaa vasıtası gibi öğrenmeğe mecbur olmak yolundadır.
Küçük Eribe’nin hatırası, paraşütizmdeki hevesinden ötürü, bizim için bir kat daha azizdir.
Bu satırlar, İnönü ve çocuklarının, Güzel Eribe’nin kahraman hatırasına derin saygıları ve gıptalarıdır.
9/11/1936
İSMET İNÖNÜ “
KÜÇÜK ERİBE’DEN BÜYÜK BAŞKANA MEKTUP
Dönemin Başbakanı İsmet İnönü’nün “ havacılık ve Spor “ Dergisi’nde yayınlanan ‘ Taziyet mesajı’na , bir sayı sonra Eribe cevap verdi! Eribe adına sadece isim ve soyadının başharflerini veren, N.A. adlı yazarın kaleme aldığı yazı da taziyet mesajı kadar yürekten ve duygusaldı.
Eribe Başkanına şöyle sesleniyordu:
“ Bulutları aşarak kulağıma gelen sesin , çocuklarını okşayan elin kadar yumuşak, millet yolunda yorulmadan çalışarak ağaran saçların kadar güzeldi.
O seslerde soluk benizli bir vatan yavrusunun bükük boynu karşısında yaşaran, fakat bir düşman tümeninin barut, kan ve duman içinde çürük bir duvar gibi çökmesine karşı kırpılmayan gözlerin sevgisini sezdim.
Aziz Başbakanım, büyük şefimiz ve siz değil misiniz ki Türk vatanının eni ile boyuna bir de irtifa kattınız. Fani hayatımın son gününde aralarında Türk topraklarına indiğim bulutlar, sizin çelikten ellerinizin çizdiği ülkü haritasında kendi yurdumuzun hergün doluşacağınız bucakları gibi yeralmadı mı?
Ordulara kumanda eden, yabancı diplomatlara Türk Davası önünde başeğdiren sesinle beni öven sözlerin yalnız fanilerin değil, bir Türk tayyaresi ile ile uçup bir Türk paraşütüyle inerken ebedileşenlerin de gıpta edebileceği bir ahenkle göklere yükseldi.
Türk Havasının korunması uğruna bütün bir vatan gençliğinin kanatlanmasını buyuran sen değil miydin ? Öyleyse bu buyruğu yerine getirmek ve vatan irtifalarındaki sınırlarını beklemek için kadın, erkekten ayrı durabilir miydi ? Öyleyse Ankara’nın zafer ve gurur renkleriyle boyalı göklerinden kutlu topraklarına inerken ölen Küçük Eribe de ölmüş sayılır mı ?
Bir tek bulut rüzgara kapılıp gözden kaybolunca gökyüzü bulutsuz mu kalır ? Bir yıldız gece görünmez olunca ona büsbütün kayboldu diyebilir miyiz ?
Aziz Başbakanım, madem ki tarihin büyük alın yazısı , dünyanın ilk kurulduğu gündenberi milletimize yüksekliği, etkinliği ve yaşamayı mukadder kılmıştır ve madem ki biz, kara sınırlarında, deniz sınırlarında yaşamak için ölmeyi bilen bir soyun çocuklarıyız, kutlu topraklarına tekrar gökyüzüne yükselmek için indiğim vatanın uğrunda icabederse daha pek çok kızlarınız ve erkekleriniz seve seve öleceklerdir.
Atatürk çocuklarının Anavatan için katlanmayacakları fedakarlık yoktur aziz başbakanım. Benim ölümüm Türk hava sahalarında küçük bir gedik açtıysa kardeşlerimi yeniden kanatlanmaya çağırınız, onların yüzlercesi, binlercesi bir arada dalgalanan bayraklar gibi o gediği tarihin son gününe kadar kapayacaklardır. (Kaynak: Havacılık ve Spor Dergisi, sayı: 182 , Ocak 1937 )
1936 YILININ GÜNDEMİNDEYDİ
ÇUBUK BARAJI AÇILDI
Eribe’nin ölümünden 5 gün sonra bu kez başkent Ankara mutlu bir olaya tanık oluyor, kentin su ihtiyacını çözmek amacıyla Çubuk Çayı üzerine yaptırılan Çubuk Barajı Başbakan İsmet İnönü tarafından törenle hizmete açılıyordu.
Başbakan İnönü, törende yaptığı konuşmada “ Türk milleti bu eseri vucuda getirmeye çalışanları su gibi aziz tanıyacaktır “ derken Ankaralılar bir bayram sevinci yaşıyordu. Yıllar süren susuzluk sona erecekti. Gövdesi beton tipi dolgu ağırlıklı olan barajın yapımına 5 milyon lira harcanmış, sağlayacağı içme suyu ise 14 milyon metre küp olarak belirlenmişti. 1964 yılında ise baraja bir kardeş gelecek, Çubuk 2 barajının hizmete girmesiyle giderek artan ihtiyacın karşılanmasına çalışılacaktı.
ATATÜRK’ÜN TAKDİR MESAJI
CUMHURBAŞKANI Mustafa Kemal, 29 Ekim 1936 günü gösterileri izledikten sonra Türk Hava Kurumu Genel Başkanı Fuat Bulca’ya bir mesaj göndererek, tüm kurum çalışanlarını başarıları nedeniyle kutlamıştı.
Mesajın içeriği şöyleydi:
“ Bugünkü geçit resmi T.H ( Türk Hava ) Kurumu için, verimli çalışmalarını göstermek hususunda güzel bir vesile oldu.
Türk Kuşu’nun planör uçuş ve akrobasileri, paraşütçülerin hareketleri parlak ve çok ümit verici idi.
Kurum Başkanı F. (Fuat ) Bulca’yı ve kurumun ve Türk Kuşu’nun bütün mensuplarını tebrik eder, çalışmalarında yüksek başarılar dilerim.
K. (Kemal ) Atatürk “
YAZAR: Ertan ÜNAL