İçki yasağı kanunu nasıl kabul edildi?
Kurtuluş Savaşı’nın en kritik günlerinde, Birinci Meclis’in muhafazakâr kanadı, içki yasağı konusunda bir kanun teklifini gündeme getirmiş ve 14 Eylül 1920’de, bir oy farkla bu teklifi yasalaştırmayı başarmıştı.
Yazı: ERTAN ÜNAL
Ocak 2007
Anadolu’nun, özgürlük için ölüm kalım savaşı vermeye hazırlandığı günlerdi. Ankara’da Mustafa Kemal’in önderliğinde çalışmalarını sürdüren Birinci Meclis Hükümeti, çeşitli güçlükler içindeydi. Millici güçlere karşı, Anadolu’nun farklı bölgelerindeki iç ayaklanmalar birbirini izliyordu.
İşte bu kritik günlerde, 1920’nin Mayıs ayında başlayıp aralıklı olarak süren görüşmelerle 14 Eylül’de yasalaşan bir kanun teklifi, Birinci Meclis’in gündeminde önemli bir yer teşkil etmişti. ‘Men-i Müskirat Kanunu’, ülke genelinde içki yapımını, satışını ve tüketimini yasaklıyor; aksi davrananlar için, “Dayak, hapis ve para cezası” olmak üzere, çeşitli yaptırımlar öngörüyordu.
Kanun Teklifleri ve Komisyon Süreçleri
İçki yasağı konusunda Meclis’e ilk yasa teklifini Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey yapmıştı. Meclis’teki muhalif grupta yer alan ve daha sonraları, Mustafa Kemal Paşa’nın muhafızı Topal Osman tarafından öldürülecek olan Ali Şükrü Bey, teklifinde şu görüşlere yer veriyordu:
“Dinimizce tahrim edilmiş (haram kılınmış) olan sarhoş edici içkilerin halkımız arasında kullanılıp gidişinden dolayı doğan fenalıkların haddi hesabı yoktur. (…) Osmanlı memleketlerinde her türlü içkilerin yapılmasını, ithalini, satılmasını ve kullanılmasını kat’î surette men etmeliyiz. Bu memnuiyeti (yasağı) dinlemeyip müskirat (içki) yapanlar, satanlar veya içenler görülürse, bunları derhal yakalayıp haddi şer’i ile (şeriata göre, verilen ceza, 80 değnek vurulması idi) veyahut ağır para cezası ile cezalandırmalıyız.”
Ali Şükrü Bey’in teklifi Meclis’in özellikle muhafazakâr kesimi arasında büyük taraftar topladı. Daha sonra Çorum Milletvekili Haşim (Apaydın) Bey ve Bolu Milletvekili Nuri (Aksu) Bey de aynı konuda birer yasa teklifi verdiler. Teklifler, birleştirilerek görüşülmek üzere kurulan komisyonlara havale edildi. Üç milletvekilinin Meclis’e sundukları yasa teklifleri, ufak bazı farklara rağmen, genelde aynı yapıdaydılar.
Ali Şükrü Bey ve Nuri Bey, içkinin toptan yasaklanmasını isterken, Çorum Milletvekili Haşim Bey gayrimüslimlerin yasa kapsamına girmemesini, yoksa yasanın Devletler Hukuku’na aykırı olacağını belirtiyordu. Bunun yanı sıra, o yıllarda alkollü içkiler inhisarını (tekelini) elinde bulunduran Düyûnu Umumiye yetkilileriyle de bu konuda bir görüşme yapılmasını istemekteydi.
Komisyon Raporları:
- Adalet Komisyonu: Ankara’da ve olağanüstü şartlardan doğan Meclis’in görevinin, olağanüstü şartlarla sınırlı olduğunu vurgulayarak, konunun daha sonra ele alınması gerektiğini öne sürdü.
- Sağlık Komisyonu: Yasanın kabul edilmesini isterken, bir de ek öneri getirdi: Suçu ikinci kez işleyenlerin, Belediye Temizlik İşleri’nde 2-10 gün süreyle çalıştırılması da karara bağlanmalıydı. Ayrıca bu suçu işleyenlerin devlet memuru olmaları halinde, memuriyetten atılmalarını da savunuyordu.
- Şer’iye Komisyonu: Yasanın içeriğini tümüyle değiştiren 9 maddelik yeni bir yasa taslağı öneriyordu.
- Maliye Komisyonu: Raporunda, Düyûnu Umumîye gelirleri arasında bulunan içki vergisinin dış borçlara karşılık, devletçe taahhüt edildiğini, bu nedenle ithal ve imalinin yasaklanamayacağını vurguluyor, bu yüzden içkiye ağır vergiler konulmak suretiyle mücadele etmek gerektiği ileri sürülüyordu.
Yasa teklifi komisyonlardan geçtikten sonra, 17 Mayıs günü Meclis gündemine alındı. Bu tarihten sonra, tam 6 toplantı ve 7 celse yapılmasına rağmen, görüşmeler tamamlanamadı. Böylece görüşmelerin hızlandırıldığı 13 Eylül gününe gelindi.
13 Eylül 1920 Meclis Oturumu ve Sert Tartışmalar
13 Eylül 1920 günü, Ömer Vehbi (Büyükyalvaç) Bey’in başkanlığında toplanan Meclis’te söz alan Maliye Vekili Ahmet Ferit (Tek) Bey, “İçkinin kendisini değil, vergisini savunacağım” diyerek başladığı konuşmasında, bu yasa kabul edildiği takdirde, devletin yılda 1 milyon lira gelir kaybına uğrayacağını, zaten bütçenin de 20 milyon lira açığı olduğunu belirtti.
Daha sonra yasanın uygulanma sorununa değinen Ferit Bey, şunları dile getirdi:
“Sınırlama gerçekle bağdaşmıyor; yasak uygulanamayacak, sonuçta iktisadî ve malî zararlarla karşılaşılacaktır.” “Hükümetin istemesine rağmen, ülkede idarî ve ahlakî inzibat iyi değildir.”
Ülkede sadece 2.200 polis bulunduğunu, 321 kilometrekareye bir polis düştüğünü ve bunlarla içki yasağını uygulama imkanı olmadığını vurguladı. Ferit Bey’in karşı önerisi de, bu tekliften vazgeçmek; ama içki tüketimini azaltmak için de, vergileri artırmak yolundaydı.
Söz alan Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey ise, Amerika’nın yanı sıra, dinlerinin yasaklamamasına rağmen, Rusların da içki yasağı uyguladığını belirterek, bir hükümet memuru için, ‘Uygulama imkânı yoktur’ demenin zül olduğunu söyleyerek, “Tatbik edemeyen çekilir” dedi.
Bu sözler üzerine ortalık karıştı. Ahmet Ferit Bey, “Bendeniz şimdi çekilirim” derken, hazır bulunanlar arasından, Ali Şükrü Bey’e destek verici sözler yükseldi. Ali Şükrü Bey, bundan da aldığı cesaretle, “Ben kanun tatbik edemem diyen bir hükümet, bence hükümet mevkiinde durmaya layık değildir” deyince, Meclis sıralarında gürültü arttı. Antalya Milletvekili Hamdullah Suphi (Tanrıöver) Bey’in, everyone sükûta çağıran konuşmalarından sonra, oturuma devam edildi. Yeterlilik önergesinin kabulünden sonra, 14 Eylül 1920 günü devam edilmek üzere, görüşmelere ara verildi.
14 Eylül 1920: Kapsam Tartışmaları ve Afyon İstisnası
14 Eylül günü Meclis, İkinci Başkan Vekili, Konya Milletvekili Vehbi Efendi’nin başkanlığında toplandı. Katipliği ise, Yozgat Milletvekili Feyyaz Ali Bey yapmaktaydı.
Söz alan Bursa Milletvekili operatör Emin Bey, yasak kapsamı içine bira ve şarabın da girip girmediğini sordu. Teklif sahibi Ali Şükrü Bey “Bizim teklif ettiğimiz madde (…) her şeye, hatta esrara da şamildir. Bunun içine afyon da dahildir” dedi. Bunun üzerine, Burdur Milletvekili İsmail Suphi Bey, “… her şey dahildir diye, haşhaş tarlalarını sökecek miyiz?.. Düzeltin rica ederim…” diye itirazını bildirdi.
Konu tartışıldı; söz alan operatör Emin Bey anlaşmazlığa tıbbî açıdan açıklık getirdi. Emin Bey, tıpta afyonun kullanıldığı pek çok alan bulunduğunu, yasaklanması halinde, eczanelerin kapatılması gerektiğini söyledi. Sonuçta, afyonun yasak kapsamından çıkarılmasına karar verildi.

Ceza Ölçüleri ve Kanunun Kabulü
Daha sonra teklifin 3. maddesinin görüşülmesine geçildi. Madde, içki içtiği görülenlerin, ya 80 sopa ile cezalandırılacağını veyahut 50 liradan 250 liraya kadar nakit para cezasına mahkûm edileceğini öngörüyordu. İçki yasağına uymayanlara verilmesi öngörülen bu cezaların türü ve ölçüsü de, milletvekilleri arasında tartışmalara yol açtı. Dayak cezasının, suçluların sağlık durumları açısından uygulanmaması ya da ölçüsünün azaltılması gerektiğini savunanlar olduğu gibi, bu tür bir cezanın insanların izzet-i nefis ve haysiyetleriyle oynamak olacağını savunanlar da çıktı.
Görüşmelerin tamamlanmasından sonra oylamaya geçildi. Oylama, ortaya ilginç bir sonuç çıkarttı: Yasayı kabul edenlerin sayısı 71 idi; ama red oyu verenler de aynı sayıdaydı. Ancak celseyi yöneten başkanın oyu iki oy sayıldığından ve Vehbi Efendi de bu yasaya olumlu baktığından, ‘Men-i Müskirat Kanunu‘ 14 Eylül 1920 gün ve 22 sayı ile yasalaştı.
Men-i Müskirat Kanunu Hükümleri
Kanun özetle şu hükümleri içeriyordu:
- “Memaliki Osmaniye’de her nevi müskirat imali, ithali, füruhtu (satışı) ve istimali (kullanılması) yasaktır. Aykırı hareket edenlerden, müskiratın beher kıyyesi (okkası) için, 50 lira para cezası alınır ve elde edilen müskirat imha olunur.”
- “Alenen içki içenler veya gizli olarak içip sarhoşluğu görülenler ya haddi şerî (80 değnek) veya 50 liradan 250 liraya kadar para cezası veyahut 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.”
- “Resmi sıfatı olanlar da memuriyetten çıkarılır ve bu husustaki hükümler kabilî itiraza istinaf (bir üst mahkemeye başvurma) ve temyiz değildir.”
- “Mevcut içkiler için iki ay süre verilmiştir. Yoksa alet edevat gibi, bunlar da müsadere edilecektir. Tıpta kullanılacak ispirto için, düzenleme getirilecektir.”
Mustafa Kemal’in Tepkisi ve Yasanın Sonu
İçki yasağı kanun teklifi üzerindeki son görüşmeler yapılırken ve oylama sırasında, Mustafa Kemal Meclis’te hazır bulunmamıştı. Ama yasanın çıkmasından hiç de memnun değildi. Nitekim yakın çevresinden Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, Mustafa Kemal’in, ülkenin içinde bulunduğu kritik ortamda içki yasağı gibi meselelerle uğraştığı için Ali Şükrü Bey’e kızdığını, hatta kendisine, “Memleketin zararına işlerle uğraşıyorsunuz” diye bağırdığını aktarır anılarında…
Meclis’in muhafazakâr kanadı ise yasanın çıkmasını sevinçle karşılar. Kütahya Milletvekili olarak ilk Meclis’te görev yapan Besim Atalay’ın daha sonraları anılarında belirttiğine göre, bu kişiler, “Bu kanunu millet öylesine benimseyecektir ki, hasbi olarak (karşılıksız, Allah için) halk buna riayet etmeyenleri kendisi takip edecektir” diyecekti.
En Kritik Yıl: 1920
İşgalden kurtuluşa, en kritik yıl
- 20 Ocak: Maraş’ta ilk çatışmalar başladı.
- 25 Ocak: Mustafa Kemal; Sivas, Diyarbakır, Konya ve Ankara kolordularına ‘gayrı nizamî harb’ talimatını gönderdi.
- 16 Şubat: Emekli jandarma binbaşılarından, İzmit mutasarrıfı Anzavur Ahmet’in, sadrazam Damat Ferit Paşa’nın yönlendirmesiyle, ‘Kuvayı Muhammediye’ kumandanı olarak Biga ve Bandırma’da 1919’da çıkarttığı isyanların ardından, 16 Şubat 1920’de ikinci bir isyan girişimi başladı. Aynı günlerde, Düzce Merkez Karakolu, Abaza ve Çerkez asiler tarafından basıldı.
- 16 Mart: İtilâf devletlerinin kuvvetleri İstanbul’u işgal ettiler.
- 8 Nisan: Adapazarı’nda Kuvayı Millîye’ye karşı gösteriler yapıldı; Hendek ve Adapazarı arasındaki telgraf ve telefon telleri kesildi, köprüler yıkıldı.
- 11 Nisan: Padişah Vahideddin, 12 Ocak’ta açılan ve 28 Ocak’ta da ‘Misak-ı Milli’yi kabul eden Meclis-i Mebusan’ı dağıttı.
- 12 Nisan: Heyet-i Temsiliye, Anzavur’a karşı geniş çapta bir askerî harekât yapılmasına karar verdi.
- 13 Nisan: Asiler Düzce’yi bastılar.
- 18 Nisan: 32. Kafkas Alayı, Bolu’ya geldi. İstanbul Hükümeti, ‘Kuvayı İnzibatiye’nin kuruluşunu açıklayan bir kararname yayımladı. İngilizler, bu kuvvete silah yardımında bulundular. Şubat ayında Düzce’de patlak veren isyan, Bolu ve Gerede’ye sıçradı.
- 22 Nisan: Düzce üzerine yürüyen 24. Tümen’in komutanı Yarbay Mahmut Bey, asiler tarafından öldürüldü. Aynı günlerde Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, Geyve – Adapazarı Beypazarı yöresi komutanı olarak atandı.
- 23 Nisan: Büyük Millet Meclisi, Ankara’da toplandı.
- 25 Nisan: Yarbay Arif Bey (Ayıcı Arif), 400 atlıdan oluşan bir kuvvetle, isyanları bastırmak üzere, Beypazarı’na gönderildi.
- 27 Nisan: Kuvayı Millîye’ye bağlı olarak, Çerkez Ethem, düzensiz birlikleriyle, Bandırma, Gönen ve Karabiga dolaylarında meydana gelen isyanları bastırdı.
- 10 Mayıs: İstanbul Hükümeti’nin girişimleriyle Düzce’de ‘Hilafet Ordusu’ kurulmasına çalışıldı.
- 24 Mayıs: Mudurnu üzerinden Bolu’ya yürüyen Refet (Bele) Bey’in kuvvetleri Bolu’ya; Çerkez Ethem’in kuvvetleri Düzce’ye girip duruma hâkim oldular.
- 31 Mayıs: Gerede isyanı bastırıldı.
- 30 Haziran: Yunan kuvvetleri Balıkesir’i işgal ettiler.
- 10 Temmuz: Fransız işgal kuvvetlerinin örgütlediği Ermeni Alayı, Adana’ya girdi.
- 22 Temmuz: İtilâf devletleri tarafından İstanbul Hükümeti’ne teklif edilen Sevr Antlaşması’nın şartlarını, Şurayı Saltanat, kabul etti.
- 25 Temmuz: Yunan kuvvetleri Edirne’yi işgal ettiler.
- 10 Ağustos: İstanbul Hükümeti, Sevr’i imzaladı.
Çeşit çeşit rakı
Meclis ‘Men-i Müskirat Kanunu’nu kabul ettiği sırada, ülkenin başkenti olan ve en çok içki tüketilen İstanbul’da, semt ve mahzen meyhanelerinin, ayrıca ‘ayakçı’ meyhanelerinin dışında, 471 birahane ve 157 içkili lokanta bulunuyordu. Bunların yanı sıra, Tepebaşı Bahçesi gibi mekânlar da, ailecek içki içilebilen yerlerdi. Lokantalardan 35’i, birahanelerden ise, sadece 4’ü Müslüman tebaaya aitti. İnhisarlar idaresi henüz kurulmadığından, içki imal ve ithalatı gayrimüslimlerin elindeydi. Çoğunlukla Rum kökenli imalatçıların ürettiği içkiler arasında; Hanım, Keyf, Dem, Alem gibi rakı markaları başta gelirdi…

Rakıdan sonra, sırada bira vardı…
İstanbul’da, rakının yanı sıra, en çok tüketilen içki bira idi. Bomonti Bira-Nektar Fabrikası’nın ürünü olan ve ilk zamanlar, gazının kaçmaması için, sabit kapaklı şişelere konulan bira hem kaliteliydi hem de ucuzluğu nedeniyle büyük ilgi görürdü. Fabrika bira tüketimini teşvik etmek, ailecek içilmesini sağlamak için, Osmanbey ve Bomonti’de iki bira bahçesi de açmıştı.
İçki yasağı neden uygulanamadı?
Men-i Müskirat Kanunu’nun uygulanamaz olmasının en önemli nedeni, ülkenin birkaç cephede birden savaş içinde olmasıydı. Buna rağmen ilk zamanlar özellikle Ankara’da içki yasağı uygulanmaya çalışıldı. Bu arada, içkiye düşkün kimi milletvekilleri, kaldıkları bağ evlerinde imbikler kurup kendi rakılarını kendileri imal ederken, Ankara Polis Müdürü Dilâver Bey de onların yardımına yetişti: Evinin alt katını imbiklerle donatan Dilaver Bey’in imal ettiği rakılara milletvekilleri ‘Dilaver Bey Rakısı’ adını takmışlardı… İmparatorluğun başkenti İstanbul ise, 16 Mart 1920 gününden itibaren fiilen işgal altında olduğundan, kentte Ankara Hükümeti’nin içki yasağı da uygulanamadı elbette!
Büyük Zafer’in kazanılması ve Mudanya Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra, içki yasağı konusu Meclis’te yeniden gündeme geldi. Yapılan oylama sonucunda, 1 Şubat 1923 tarihinden itibaren, İstanbul’da da içki yasağının uygulanmasına karar verildi. 9 Nisan 1924’te ise, o gün yürürlüğe giren 470 Sayılı Kanun ile, 3,5 yıla yakın süren içki yasağı tarihe karıştı.
Yazar: Ertan Ünal